|
Mehmet DOĞRAMACI
Türk halkı üzerine yapılan
sosyolojik etütlerden birinde, insanımızın şu beş konuda, bilgisi olsun
olmasın konuştuğu ve tartıştığı görülmüş :
Din–Sağlık–Ahlâk–Ekonomi–İdare.
Sohbet kültürünü alabildiğine
yaşayan, yazılı kaynaktan çok destan, şiir, hikâye, deyiş v.b. sözlü
geleneğe sahip olan milletimiz arasında; uzmanlık ya da yetkiye bakılmaksızın,
bu beş konuda -amiyane tabirle- ağzı olan herkes konuşmaktadır. Bunlar içinde
en masum, en savunmasız belki de en çok hırpalananı ne acı ki; Dindir. Mühendis yanında hesap, Doktor yanında ilaç konuşamayan
kişiler, söz dinden açılınca bilgiç kesilirler. İşin tahsilini görmüş,
unvan sahibi bilge kişilerle dahi kıyasıya tartışmalar yapılır
ekranlarda. Bir anlık seyredilme endişesi, raiting kaygısı ve çılgın alkışlara
nice dini hükümler kurban edilirken, İslam’ın
Gerçek Anlamda Ne Olduğu konusunda samimi ama bilgisiz beyinler gün be gün
bulandırılmaya devam edilir. Garip tezler rağbet görürken, henüz kemale
ermemiş imanlar durmadan yara alır.
Ramazan-ı
Şerif’e girdiğimiz şu günlerde bu tezlerden bazılarına parmak basmayı,
Allah’ın verdiği ilim doğrultusunda kardeşlerimize görüş sunmayı bir görev
sayarak klavyenin tuşlarına dokunuyoruz. Hemen belirtelim ki; İslam’da ruhban sınıfı yoktur ve her Müslüman, dininin görevlisidir.
Âlimler, fakıhler, müfessir ve muhaddisler ise hepimizin vazgeçilmez bilgi pınarlarıdır.
Aşağıdaki gündemde
olanlardan seçtiğimiz tezler ve açıklamalar, bizim şahsi yaklaşımlarımızdır.
Din alanında uzmanlık iddiamız olmayıp, kaleme alınanlar anlama ve anlatma gayretinin tezahürleridir.
1- EZAN TÜRKÇE OKUNMALI
Kökleri çok derinlere uzanan
bu tartışma, yıllardır kafa karıştırır durur. Şurası oldukça dikkât
çekicidir ki; nedense bu istek cami
cemaatinden ya da namaz kılanlardan gelmez. Onlar halinden hiçte şikâyetçi
değilken, birileri bu eski ve bayat pastayı zaman zaman ısıtıp sunarlar.
Ezan
bir Parola ve Şifredir.
Müminlere salat (Dua ve niyaz) çağrısı, inceleme aşamasında olanlara felah
(Kurtuluş) mesajıdır. Ümmete malolan bu şifre evrenseldir. Deniz ve hava
trafiğinde nasıl ki SOS işareti evrensel ve değişmez ise ezan da öyledir.
Takılmayın efendiler!
Ezan
Arapça’dan da öte, Rab’cadır.
2-
SADECE KUR’AN BİZE YETER
İlk bakışta masum gibi görünen bu cümle
seksenli yıllarda üniversite gençliği arasında epeyce ilgi bulurdu. O dönemler
mealcilik olarak filizlenen virüsün
şimdiki adı Kur’an Müslümanlığı.
Hissettirmeden hadisi ve Resullulah (a.s)’ı devre dışı bırakma çabasında
olanlara Kuran-ı Kerim’ den şu ayet yeter sanırız;
“O kendi arzu ve hevesinden bir şey söylemez
. Onun söylediği ancak vahiydir.”(Necm-3/4)
3- AMAN
MUSHAFA ÇOK SAYGI DUYALIM
İçi ve Özü ihmal edildikçe Kur’an’ın kabına saygıda artış olmuştur.
Aman bel hizasından aşağı tutma, aman yükseğe as, aman saygıda kusur etme
! Unutmayın, kutsal olan ne kâğıt, ne cilt, ne yazı ne de mürekkeptir.
Kutsal olan, Levh-i Mahfuz denen ana bellekte kayıtlı anlam
ve mesajdır.
Biz, bu aşırı
saygının da inananları Kur’an’a mesafeli tutma yönünde sinsi bir gayret
olarak düşünüyoruz.
Kur’an her an yanımızda, masamızda,
çantamızda, yatağın baş ucunda olmalı. Onu duvara asmak; mesajı idam
etmek gibi gelir bize. Onu alın yanınıza, doğrudan bağlanın Rabbinize,
konuşun, dertleşin, kendinizi seyredin Kur’an’da.
4- TÜRBELER TAPINAK OLMUŞ, YIKILMALILAR ...
Resulullah(a.s) önceleri kabir ziyaretini yasaklamışken, müminler ebedi
hayata geçen yakınları ile bağ kursun ve ahiret zihinlerde canlı kalsın
diye sonradan izin vermiştir. Mezar yapımında aşırılığa kaçılmaması
tavsiye edilir.
Türbeler konusunda sanat tarihi hocam kıymetli ilim adamı Hasan ÖZÖNDER’in
şu tespitini sizlerle paylaşmak istiyorum.
“Batı; kahramanları, büyük adamları
gelecek nesillere heykel ve anıtlarla taşırken İslam; âlim, veli, şehit ve
erenlerini gelecek nesillere abideleşen türbelerle aktarır”
Türbelerde kâh fetih coşkusuyla göğsümüz kabarır, kâh bir Allah
dostunun aşkıyla gözümüz yaşarır. Hiçbir Müslüman şirk olsun diye
gitmez oralara.
Türbelere olan bu tavrın altında İngiliz tesiriyle kurulan Vehhabi mantığının
rolünü, dış güçlerin bizim tarihi ve dini dinamiklerimizi budamaya çalıştığını
da göz ardı etmeyiniz.
5- HACCA GİDEN TİCARET YAPMASIN, TARTIYA EL
VURMASIN
Hacc; Allah’ın müminlere paha biçilmez bir lütfudur.
Nasibi olan gider ve günah noktasında kilometre sıfırlar, sevap enerjisiyle
ruhunu yeniden şarj eder gelir.
Hacı diye bir unvan yoktur. Namazı ikame eden nasıl görevini icra ederse
hacc yapan da öyledir. Hacı; melekleşmeli, ticaretten ve toplumdan el çekmeli
anlayışı Müslümanları ekonomik gelişme ruhundan yoksun bırakmayı
hedefleyen ruhban anlayışın savıdır ve batıldır.
6- DİN, FAKİRLERİN AFYONUDUR
Karl Marx’a ait bu görüş, diğer görüşleri
gibi 70 yıl hüküm sürmüş ve bu gün çürüyüp gitmiştir. Para, sermaye,
kuvvet ve lüksün saadet getirmediği, ileri batı devletlerinin intihar ve
cinayet grafiklerine bakıldığında açıkça görülecektir.
Din hayattır. Din bütün bir sistemdir.
Kavrayan hayat bulur, sisteme adapte olur; kavrayamayan ise ya birilerine alet
olur ya da bitmez çalkalanışlarla buhran anaforlarında çırpınır durur.
7- MÜSLÜMANLIK BİZİ GERİ BIRAKTI. BUDİST
JAPONLAR VE HIRİSTİYAN BATI HEP İLERDE.
Tarih, bu sözü yalanlar. Batının ortaçağ dediği
geri ve karanlık dönem, İslam’ın pırlanta çağıdır. Bugün İslam ülkelerinin
düştüğü durum, İslam’a mal edilemez.
Dinin donuk, açılımsız,
tıkalı gelenek çemberi içinde yaşanması ve cesur yorumların hayata geçirilemeyişi
bizi bu hale getirmiştir. Sistemin işleyişinde mazerete ve acımaya yer
yoktur. Çalışan kazanır. İslam Dünyası tefekkür sürecine girip, önce
beyinleri çalıştırmaya başladığında parlak ufuklar açılacaktır. 21.yy
başları bunun ilk sinyallerini de vermiştir.
8- MÜRŞİDİ OLMAYANIN MÜRŞİDİ SEYTANDIR.
“Kendini Hak ile meşgul etmezsen, Batıl seni işgâl
eder”
buyurur İmamı Şafii(Rh.a).
İlim, okuma ve tefekkür kapısını aralayamayanları şeytanın istila edeceği
muhakkak. Ancak, tarikat ve tasavvuf yolu da uzun basamaklar halinde yükselir.
Henüz şeriatı kavramamış kimseye hakikat dersi vermek; süt içen bebeye
lokma yemeyi zorlamak kadar abestir.
En büyük mürşid Kuran’dır.
Yaşayan(!) en büyük Rehber Resullullah (a.s)’tır.
Kişi, disipline olmak için aramızda yaşayan bir fazıl kimseyi de mürşid
seçebilir. İyi de olur. Ancak, henüz yeni ısınanlara baştaki cümleyi sarf
etmek aksi tesirler de doğuracaktır.
9- DÜNYA MÜMİNE ZİNDAN! EZİLSEK DE, FAKİR DE
OLSAK BİZ CENNET iÇİN ÇALIŞALIM.
Bu söz -güya-
hadislerden ilhamla söylenir. Zahiri bakışa göre ikilem vardır: Dünya ve
Ahiret. Batını kavrayan ise Dünya ve Ahiret’i birbirinin mütemmimi (bütünleyicisi)
görür ve ona göre davranır. Dini
kavrayan beyinlere dünya bir cennet, saadet ve huzurdur. Asıl cennete kıyasla
Dünya, elbet zindandır. Ancak Din, Dünya’ya gönderilmiş ve yaşansın
diye ikame olunmuştur. Ne Kur’an, ne Hadis müminlere “ezik olun, sömürülün,
geri durun, fakir kalın dememektedir.”
Dünya
ve Ahiret’i bitişik süreç olarak görür ve sistemi kavrarsanız basit dünya
hayatı da size cennet kılınır.
Ayrıca; her ne
kadar sırf cennet amacı ile ibadet caiz ise de asıl olan ALLAH’A ERMEK olmalıdır. Bakışınız
“Bana Seni, Gerek Seni” olmuş ise ezilme, fakirlik, zindan sizin için söz
konusu değildir artık.
10-
KADIN İSLAM’DA İKİNCİ SINIFTIR VE EZİLMEKTEDİR..
En çok zihin bulandıran sözlerden biri daha. Kadın
İslam’da ezilmektedir, ikinci sınıftır öyle mi?
Kur’an’ın en büyük dört suresinden birinin adı NİSA’dır.
Efendimiz(a.s) son evrensel mesajı olan Veda Hutbesi’nde kadınlarla ilgili
çok ulvi ve çok yüce bir sıfat kullanarak erkekleri uyarır: “Onlar size ALLAH’IN
EMANETİDİR!..”
Kadın haklarını en çok savunan din ve uygulayan sistemin adıdır İslam!..
Öyle olmasa, CENNET ANALARIMIZIN AYAKLARI ALTINA SERİLİR MİYDİ?..
11-
RAMAZAN EĞLENCESİ!. AHH O ESKİ RAMAZANLAR!..
“Ramazan Eğlencesi...” Sevmediğim, iğrenç
bir kavram bu. Ramazanla eğlenceyi yan yana koymak, öyle mi?.. Osmanlı’nın
yıkılış sürecinde azınlıkların başrol oynadığı direklerarası şamataların,
Ramazan’ın ruhu ile uzaktan yakından alakası yoktur.
Ramazan; Kur’an Ayı’dır.
Ramazan; Oruç Ayı’dır.
Ramazan; müminlerin mukabele (Allah’la
konuşma) ayıdır.
“Eski
Ramazanlar” teranelerini de atın artık. Unutmayın; “Sufi,
vakit çocuğudur. Geçmişe takılmaz, geleceği düşünmez, An’ı yaşar.”
( Mevlana)
Ramazan’ı yaşamaya bakalım.
Dostlar,
Sürç-i lisan etmiş isek affola!.
Zihin; zikirle antrenman yapar, Fikir;
dua ile durulur, Bakış Kur’anca, Yaşam Resulce olursa korku ve hüzün yok
size!.. Tedirgin olmayın, işte o zaman hiçbir tez bulandırmaz beyninizi.
Kur’an ikliminde nice Ramazanlara!..
Selam hidayete talip olanlara olsun.
Mehmet
DOĞRAMACI
İstanbul - 05.11.2002
sozeri2001@mynet.com
http://sufizmveinsan.com
|