|
Muhterem
müslümanlar!
Göz, Allah Teala'nın insana ihsan ettiği çok kıymetli
bir uzuvdur. Göz, diğer nimetlerle kıyaslanacak olursa aradaki
farkın büyüklüğünü anlamak zor değildir. Görme
duygusunun değerini anlamaya akıl yetmezse, bir gözsüze
soruvermek gözümüzü açmaya ve yaşartmaya kafi gelecektir.
Göz, ilim sebeplerinden biridir. İlme aşık olanlar,
göz ile tedkik ve araştırma yaparak başarıya ulaşmışlar
ve öğrenmek istedikleri pekçok hakikati göz yolu ile akla
aktarıp hafızalarına nakşetmişlerdir.
Göz, ruh'un penceresidir. İçimizde hissettiğimiz
pekçok sıkıntılar, onun seyretmeye daldığı güzellikler
karşısında dağılır ve gönlümüzde inşirah hasıl olur.
Göz, temaşa ettiği şeylerde Allah Teala'nın
büyüklüğünü görür ve kalbinde parlayan imanını,
«Gaybî» likten kurtanp «İman-ı şühûdî» derecesine
yükseltmiş olur.
Göz, tefekkür melekesi ile iş birliği yaparsa,
baktığı her yönden nuranî bir akis kalbe renk vermeye ve
tedkike koyulduğu şeylerden ilham dalgalanmaları gönle
gelmeye başlar. Eline aldığı yeşil bir yaprak, bir kitap
sahifesi halini alır ve onun üzerine pekçok hakikat
sırlarını okur gibi olur.
Vücut kalıbının gözü ile kalbimizin basireti
birleşirse, röntgen şuasını andıran bir kabiliyetle,
baktığı şey'in «Kışrı» ile birlikte «Sırrı» nı da
sezmeye başlar. «Ey akıl ve basiret sahipleri, siz (bundan)
ibret alınız» (Sure-i
Haşr, 2) ayet-i kerimesinde
emredilen ibret ile özü, hikmetle gözü aydınlanmış olur.
Tecelli eden bu aydınlık içinde pekçok hakikati idrak ve
Cenab-ı Hakk'ın kudretini her şeyde müşahede etmeye başlar.
Yunus Emre ne hoş ifade etmektedir:
Göz odur ki
Hakk'ı göre,
Gündüz gören göz, göz değil.
Gözünde
ibret, sözünde hikmet ve özünde merhamet bulunmayan bir kimse
NEBAT'tan farksız bir hayat sürmektedir. Böyle bir canlının
iki ayaklısı ile dört ayaklı olanı arasında büyük bir
fark yoktur. Tasavvuf sahasının mümtaz simalarından Niyazi
Mısrî ne kadar güzel söylemiş:
Bir göz ki
anın olmaya ibret nazarında,
Ol sahibinin düşmanıdır baş üzerinde.
Kainatı
gönül sözü ve ibret gözlüğü ile tedkik edenler,
müşahede ettiği güzellikler karşısında «Ey Rabbimiz,
Sen bunları boşuna yaratmadın» (Sure-i Al-i İmran, 191) diyerek hayretlerim ifade ederler.
Göz, bu fevkal'adeliklere, kalpte teşekkül edecek
sağlam bir iman ve iyi niyyetle ulaşır. Bu uzuv, kendi haline
bırakılacak olursa, sadece maddenin kabuğunu görür. Gönül
hanesi isli, kalp gözü puslu olmamalıdır ki, iyiyi ve güzeli
görebilsin.
Muhterem müslümanlar!
Aynalar, karşısında bulunan cisme göre, renk ve
görüntülere sahne olur. Fotoğraf makinası, hangi yöne
çevrilirse o taraftaki şekilleri filme nakş eder. Göz de
böyledir. Hangi tarafa çevrilirse ona uygun işlerin takipçisi
olur. Gözün baktağı şey iyi ve kalpteki niyyet güzel olursa
sahibini iyi işlere sevk eder. Fena, bir şeye bakarsa
kötülüğün teşvikçisi olur.
Cenab-ı Hakk, gözü görmek için yaratmış; zararlı
bakıştan korunmak için de gözün üzerine otomatik perdeler
takmıştır. Günaha sebep olacak hallerde, o perdeleri indirmek
suretiyle gözümüzü ve özümüzü zarardan korumuş oluruz.
Gözün zararlı bakışlarını şöyle
sıralayabiliriz:
1 - Şehvanî arzu ile karşı cinse bakmak:
Allah'tan korkan bir erkek, şehvanî bir nazarla,
yabancı bir kadına bakmamalıdır. Zira böyle bir bakış,
İslam dini ölçülerine göre, gözün zinası sayılmıştır.
Yüce bir ahlakın mücessem örneği bulunan Peygamber (s.a.v.)
Efendimiz, «İki gözün zinası (yabancı bir kadına)
bakmaktır» (Feyz'ül-Kadir
c. 4, s. 65), buyurmuştur.
Bu gibi kötü bakışların tiryakisi haline gelen kimse,
«O kadın, açık saçık gezmesin, ben de ona bakmıyayım»
diyerek kendisini mazur saydıramaz. Çünkü, batıl bir hareket
kıyas noktası olarak alınamaz ve yanlıştan hareket eden,
doğru sonuca varamaz.
Kötü bir nazar, yaydan çıkan bir ok gibidir. Çok kere
geri çevirmek zor olur. Bu itibarla onu iyi muhafaza etmelidir.
Gözlerini harama kapalı tutan, kalbini kirletmemiş olur. Bu
ciheti açıklayan bir kudsî hadiste şöyle buyrulmaktadır:
«(Haram olan) bakış, iblisin oklarından bir oktur. Kim Benim
korkumdan dolayı onu terk ederse onu (n halini), kalbinde
tadını duyacağı (kamil) bir imanla tebdil ederim» (Keşf'ül-Gumme c. 2, s. 56).
2 - Hemcinsinin avret mahalline bakmak:
Erkek, erkek mü'minlerin; kadın da kendi cinsinden olan
bir kadının göbek ile diz arasına bakamaz. Belirtilen mahalli
bir kimsenin yanında açmak ve açan kimsenin avret mahalline
bakmak haramdır. Açan ve bakan kimseler aynı cürmün iki
ortağı olmaktadırlar.
Bu yasaklama, menfi yönde gelişen şehvanî hisleri
kontrol altına almak içindir. Hasta tedavisinde
karşılaşılan açılmalar, bu hükmün dışında
bırakılmıştır.
3 - Bir kimsenin evini veya odasını gözetlemek:
Bir şahsın evini veya yatak odasını bir delikten,
tahta veya perde aralığından gözetlemek haramdır. Böyle bir
davranış, günah olduğu kadar teşebbüs edeni alçaltan bir
suçtur. İslam dini mesken masuniyetini ihlal ve aile
sırlarını teşhir etmeye yönelik her teşebbüs ve
tecessüsü şiddetle yasaklamıştır. Halk arasında
«Röntgencilik» diye adlandırılan bu hareket, sahibinin
yüzüne leke olur ve mâşeri vicdanda yara açar.
4 - Başkasına ait bir mektubu, ondan izinsiz
okumak:
Haberleşmeler, çok kere, mahremiyet arz eder. Yazılan
bir mektup, ister ticarî isterse diğer bir maksad ve
haberleşme düşüncesi ile kaleme alınmış olsun, ne
yazıldığı sırada ne de daha sonraki zamanlarda, başka bir
kimsenin onda ne yazıldığını öğrenmeye kalkışması dinen
yasaktır.
Yazılmış bir mektubun zarf içine konulması ve
yapıştırmak suretiyle ağzının kapatılması mahremiyetini
anlatmak için baş vurulan bir tedbirdir. Zarfın üzerine
alıcının isim ve soyadının yazıldığını gördüğü
halde, böyle bir teşebbüste bulunmak, uyuyan bir kadının
elbisesini yırtarak vücudunun mahrem yerlerine bakmak kadar
çirkin bir günahtır.
Hutbemizi bir dua ile noktalamak isterim: «Ey Rabbimiz,
iman ile özümüzü, haya ile yüzümüzü, konuşma edebiyle
sözümüzü ve iyi bakışlarla gözümüzü tezyin eyle.
Bizleri Sana karşı mesûl, halk içinde mahcup bırakacak
hareketlerden muhafaza, eyle»!
KAYNAK: Mehmed EMRE, "Vaaz ve İrşad", Çile
Yayınevi, C.II, S.325-328
|