ALLAH-U TEALA C.C. BUYURDU Kİ
|

Şüphesiz ki Allah, adaleti,iyilik yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder,hayasızlığı,fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt
verir |
HZ.MUHAMMED
MUSTAFA SAV. BUYURDU Kİ
|
|
|
BAKARA SÛRESİ
(14) |
İMAN edenlerle karşılaştıkları zaman,
"İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız
kaldıkları zaman, "Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay
ediyoruz" derler. |
BAKARA SÛRESİ
(25) |
İMAN edip salih ameller işleyenlere,
kendileri için; içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele.
Cennetlerin meyvelerinden kendilerine her rızık verilişinde, "Bu (tıpkı)
daha önce (dünyada iken) bize verilen rızık!" diyecekler. Halbuki bu rızık
onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz
eşler de vardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır. |
BAKARA SÛRESİ
(26) |
Allah bir sivrisineği, ondan daha da ötesi bir varlığı örnek olarak
vermekten çekinmez. İMAN edenler onun,
Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilirler. Küfre saplananlar ise,
"Allah örnek olarak bununla neyi kastetmiştir?" derler. (Allah) onunla bir
çoklarını saptırır, bir çoklarını da doğru yola iletir. Onunla ancak
fasıkları saptırır. |
BAKARA SÛRESİ
(82) |
İMAN edip salih ameller işleyenler ise
cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır. |
BAKARA SÛRESİ
(218) |
İMAN edenler, hicret edenler, Allah
yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah,
çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
BAKARA SÛRESİ
(221) |
İMAN etmedikleri sürece Allah'a ortak
koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de,
mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır.
İMAN etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle,
kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah'a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse
de, iman eden bir köle, Allah'a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır.
Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır.
O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(86) |
İMAN ettikten, Peygamberin hak olduğuna
şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkar eden
bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalim toplumu doğru yola
iletmez. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(177) |
İMAN karşılığında küfrü satın alanlar
Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır.
|
NİSÂ SÛRESİ
(57) |
İMAN edip salih ameller işleyenleri ise,
içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağız.
Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında
bulunduracağız. |
NİSÂ SÛRESİ
(76) |
İMAN edenler, Allah yolunda savaşırlar.
İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarına
karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. |
NİSÂ SÛRESİ
(122) |
İMAN edip salih ameller işleyenleri de
ebedî olarak kalacakları, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız.
Allah gerçek bir va'dde bulunmuştur. Kimdir sözü Allah'ınkinden daha doğru
olan? |
NİSÂ SÛRESİ
(137) |
İMAN edip sonra inkâr eden, sonra inanıp
tekrar inkar eden, sonra da inkarlarında ileri gidenler var ya; Allah onları
bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir. |
NİSÂ SÛRESİ
(173) |
İMAN edip salih ameller işleyenlere
gelince, (Allah) onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara
daha da fazlasını verecektir. Allah'a kulluk etmekten çekinenlere ve
büyüklük taslayanlara gelince; (Allah) onları elem dolu bir azaba
uğratacaktır ve onlar kendilerine Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da
bulamayacaklardır. |
MÂİDE SÛRESİ
(82) |
(Ey Muhammed!) İMAN edenlere düşmanlık
etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile Allah'a ortak
koşanlar olduğunu görürsün. Yine onların iman edenlere sevgi bakımından en
yakınının da "Biz hıristiyanlarız" diyenler olduğunu mutlaka görürsün. Çünkü
onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de taslamazlar.
|
MÂİDE SÛRESİ
(93) |
İMAN edip salih ameller işleyenlere;
Allah'a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel
işledikleri, sonra Allah'a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri,
sonra yine Allah'a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri
takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah
iyilik edenleri sever. |
EN'ÂM SÛRESİ
(82) |
İMAN edip de imanlarına zulmü (şirki)
bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş
olanlar da onlardır. |
A'RÂF SÛRESİ
(42) |
İMAN edip salih ameller işleyenlere
gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar
cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar. |
A'RÂF SÛRESİ
(203) |
(Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay
ederek) derler ki: "Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya." De ki:
"Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur'an âyetleri)
Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır.)
İMAN edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir
rahmettir." |
ENFÂL SÛRESİ
(12) |
Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İMAN
edenlere sebat verin. Ben kafirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun
boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu.
|
ENFÂL SÛRESİ
(72) |
İMAN edip hicret eden ve Allah yolunda
mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara)
yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir.
İMAN edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar,
onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım
isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça,
yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yaptıklarınızı hakkıyla |
ENFÂL SÛRESİ
(74) |
İMAN edip hicret eden ve Allah yolunda
cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya;
işte onlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık
vardır. |
TEVBE SÛRESİ
(20) |
İMAN edip hicret eden ve Allah yolunda
mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha
üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir. |
TEVBE SÛRESİ
(124) |
Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) "Bu
hanginizin imanını artırdı?" diyenler olur. İMAN
etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu
birbirlerine müjdelerler. |
HÛD SÛRESİ
(23) |
İMAN edip, salih ameller işleyen ve
Rablerine gönülden bağlananlara gelince, işte onlar cennetliklerdir. Onlar
orada ebedi kalacaklardır. |
HÛD SÛRESİ
(121) |
İMAN etmeyenlere de ki: "Elinizden
geleni yapın, biz de yapacağız." |
RA'D SÛRESİ
(31) |
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da
ölülerin konuşturulacağı bir Kur'an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu).
Fakat bütün emir yalnız Allah'ındır. İMAN
edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola
eriştirirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, inkâr edenlere yaptıkları
işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket
yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez.
|
KASAS SÛRESİ
(3) |
İMAN eden bir kavm için Mûsâ ile
Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.
|
KASAS SÛRESİ
(80) |
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, "Yazıklar olsun size!
İMAN edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükafat daha
hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur" dediler. |
ANKEBÛT SÛRESİ
(7) |
İMAN edip salih amel işleyenlerin
kötülüklerini elbette örteceğiz. Onları işlediklerinin daha güzeliyle
mükafatlandıracağız. |
ANKEBÛT SÛRESİ
(9) |
İMAN edip de salih amel işleyenler var
ya, biz onları mutlaka salihler (iyiler) arasına sokacağız. |
ANKEBÛT SÛRESİ
(58) |
İMAN edip salih amel işleyenler var ya,
onları içinden ırmaklar akan ve içinde ebedi kalacakları cennet köşklerine
yerleştireceğiz. Çalışanların mükafatı ne güzeldir! |
RÛM SÛRESİ
(15) |
İMAN edip salih ameller işleyenlere
gelince, işte onlar cennet bahçelerinde sevindirilirler |
SECDE SÛRESİ
(19) |
İMAN edip salih amel işleyenlere
gelince, onlar için, yapmakta olduklarına karşılık bir mükafat olarak Me'vâ
cennetleri vardır. |
FÂTIR SÛRESİ
(7) |
İnkar edenler için çetin bir azap vardır. İMAN
edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükafat
vardır. |
MÜ'MİN SÛRESİ
(31) |
İMAN etmiş olan adam dedi ki: "Ey
kavmim! Şüphesiz ben, Nûh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra
gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden
korkuyorum. Allah kullarına asla zulmetmek istemez." |
AHKÂF SÛRESİ
(17) |
Anne ve babasına, "Öf size! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken,
beni tekrar diriltilecek olmakla mı tehdit ediyorsunuz?" diyen kimseye onlar
Allah'a sığınarak, "Yazıklar olsun sana! İMAN
et, Allah'ın va'di gerçektir" diyorlar, o da, "Bu, eskilerin masallarından
başka bir şey değildir" diyordu. |
HUCURÂT SÛRESİ
(11) |
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar
kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın.
Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın,
birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İMANdan
sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar
zâlimlerin ta kendileridir. |
HUCURÂT SÛRESİ
(15) |
İMAN edenler ancak, Allah'a ve
Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve
canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.
|
TÛR SÛRESİ
(21) |
İMAN eden ve nesilleri de iman konusunda
kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine
kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes
kazandığı karşılığında rehindir. |
HADÎD SÛRESİ
(16) |
İMAN edenlerin Allah'ı zikretmekten ve
inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi?
Daha önce kendilerine kitap verilip de, üzerinden uzun zaman geçen, böylece
kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu fasık kimselerdir.
|
| SURE ADI |
AYET |
BAKARA SÛRESİ
(13) |
Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde ise, "Biz
de akılsızlar gibi iman mı edelim?"
derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
|
BAKARA SÛRESİ
(41) |
Elinizdeki Tevrat'ı tasdik edici olarak indirdiğimize (Kur'an'a)
iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir
karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının. |
BAKARA SÛRESİ
(76) |
Onlar iman edenlerle karşılaşınca, "İman
ettik" derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler:
"Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi,
Allah'ın (Tevrat'ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık
şeye) akıl erdiremiyor musunuz?" |
BAKARA SÛRESİ
(88) |
"Kalplerimiz muhafazalıdır" dediler. Öyle değil. İnkarları sebebiyle Allah
onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman
ederler. |
BAKARA SÛRESİ
(91) |
Onlara, "Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) iman
edin" denilince, "Biz sadece bize indirilene (Tevrat'a) inanırız" deyip,
ondan sonra geleni (Kur'an'ı) inkâr ederler. Halbuki o ellerinde bulunanı
(Tevrat'ı) tasdik eden hak bir kitaptır. De ki, "Eğer inanan kimseler
idiyseniz daha önce niçin Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?"
|
BAKARA SÛRESİ
(93) |
Hani, Tûr'u tepenize dikerek sizden söz almıştık, "Size verdiğimiz Kitab'a
sımsıkı sarılın; ona kulak verin" demiştik. Onlar, "Dinledik, karşı geldik"
demişlerdi. İnkârları yüzünden buzağı sevgisi onların kalplerine
sindirilmişti. Onlara de ki (Tevrat'a beslediğinizi iddia ettiğiniz)
imanınızın size emrettiği şey ne kötüdür, eğer inanan
kimselerseniz! |
BAKARA SÛRESİ
(100) |
Onlar ne zaman bir antlaşma yaptılarsa içlerinden bir takımı o antlaşmayı
bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman
etmez. |
BAKARA SÛRESİ
(103) |
Eğer onlar iman edip Allah'ın emirlerine
karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap
kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi. |
BAKARA SÛRESİ
(104) |
Ey iman edenler! "Râinâ" (bizi gözet)
demeyin, "unzurnâ" (bize bak) deyin ve dinleyin. Kafirler için acıklı bir
azap vardır.22 |
BAKARA SÛRESİ
(108) |
Yoksa, daha önce Mûsâ'nın sorguya çekildiği gibi, siz de peygamberinizi
sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Her kim imanı
küfre değişirse, o artık doğru yoldan sapmış olur. |
BAKARA SÛRESİ
(109) |
Kitap ehlinden bir çoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki
kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan
sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini
getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla
yetendir. |
BAKARA SÛRESİ
(126) |
Hani İbrahim, "Rabbim! Bu şehri güvenli bir şehir kıl. Halkından Allah'a ve
ahiret gününe iman edenleri her türlü
ürünle rızıklandır" demişti. Allah da, "İnkâr edeni bile az bir süre, (bu
geçici kısa hayatta) rızıklandırır; sonra onu cehennem azabına girmek
zorunda bırakırım. Ne kötü varılacak yerdir orası!" demişti. |
BAKARA SÛRESİ
(136) |
Deyin ki: "Biz Allah'a, bize indirilene (Kur'an'a), İbrahim, İsmail, İshak,
Yakub ve Yakuboğullarına indirilene, Mûsâ ve İsa'ya verilen (Tevrat ve
İncil) ile bütün diğer peygamberlere Rab'lerinden verilene
iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz
ona teslim olmuş kimseleriz." |
BAKARA SÛRESİ
(137) |
Eğer onlar böyle sizin iman ettiğiniz
gibi iman ederlerse gerçekten doğru yolu
bulmuş olurlar; yüz çevirirlerse onlar elbette derin bir ayrılığa düşmüş
olurlar. Allah onlara karşı seni koruyacaktır. O, hakkıyla işitendir,
hakkıyla bilendir. |
BAKARA SÛRESİ
(143) |
Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de
size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne
kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de
biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl'e tabi olanlarla, gerisin geriye
dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah
imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah insanlara çok
şefkatli ve çok merhametlidir. |
BAKARA SÛRESİ
(153) |
Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz
kılarak Allah'tan yardım dileyin. Şüphe yok ki Allah sabredenlerle
beraberdir. |
BAKARA SÛRESİ
(171) |
İnkar edenleri imana çağıran (peygamber)
ile inkar edenlerin durumu, bağırıp çağırmadan başka bir şey duymayan
hayvanlara seslenen (çoban) ile hayvanların durumu gibidir. Onlar
sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı anlamazlar. |
BAKARA SÛRESİ
(172) |
Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah'a
kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve
Allah'a şükredin. |
BAKARA SÛRESİ
(177) |
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret)
değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve
peygamberlere iman edenlerin; mala olan
sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa,
(ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin;
namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine
getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip)
sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte
bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. |
BAKARA SÛRESİ
(178) |
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında
size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı
kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi,
velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek
ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve
rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır.
|
BAKARA SÛRESİ
(183) |
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten
sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz
kılındı. |
BAKARA SÛRESİ
(186) |
Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok)
yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru
yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana
iman etsinler. |
BAKARA SÛRESİ
(208) |
Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış
ve güvenliğe (İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size
apaçık bir düşmandır. |
BAKARA SÛRESİ
(212) |
İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar
iman edenlerle alay etmektedirler. Allah'a karşı gelmekten
sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız
rızık verir. |
BAKARA SÛRESİ
(213) |
İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak
peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri
şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak
indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap
verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun
üzerine Allah iman edenleri, kendi
izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah
dilediğini doğru yola iletir. |
BAKARA SÛRESİ
(221) |
İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a
ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan
bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan
erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah'a ortak koşan hür erkek
hoşunuza gitse de, iman eden bir köle,
Allah'a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar,
Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini
açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler. |
BAKARA SÛRESİ
(232) |
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman
kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle
anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın.
Bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman
edenlere öğüt verilmektedir. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir.
Allah bilir, siz bilmezsiniz. |
BAKARA SÛRESİ
(249) |
Tâlût ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah sizi bir ırmakla imtihan
edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o
bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı
hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber
iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim
Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a
kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı
verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük
topluluklar vardır. Allah sabredenlerle beraberdir". |
BAKARA SÛRESİ
(254) |
Ey iman edenler! Hiçbir alış verişin,
hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce,
size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkar edenler ise
zalimlerin ta kendileridir. |
BAKARA SÛRESİ
(257) |
Allah iman edenlerin dostudur. Onları
karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kafirlerin velileri ise tâğuttur. (O da)
onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar
cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar. |
BAKARA SÛRESİ
(264) |
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret
gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse
gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın.
Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli
yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar
kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu
hidayete erdirmez. |
BAKARA SÛRESİ
(267) |
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın
iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın.
Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye
kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır.
|
BAKARA SÛRESİ
(277) |
Şüphesiz iman edip salih ameller
işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri
katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. |
BAKARA SÛRESİ
(278) |
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten
sakının ve eğer gerçekten iman etmiş
kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın. |
BAKARA SÛRESİ
(282) |
Ey iman edenler! Belli bir süre için
birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle
yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın,
(her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da
yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi
eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf
bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme)
şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve
iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona
hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten)
kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan
usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam,
şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp
verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah
yoktur. Alış-veriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir
zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir
davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor. Allah
her şeyi hakkıyla bilendir. |
BAKARA SÛRESİ
(285) |
Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman
etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine,
kitaplarına ve peygamberlerine iman
ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden)
ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz!
Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır." |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(17) |
(Bunlar), "Rabbimiz, biz iman ettik.
Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru" diyenler,Sabredenler,
doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda
harcayanlar ve seherlerde (Allah'tan) bağışlanma dileyenlerdir. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(52) |
İsa onların inkarlarını sezince, "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi.
Havariler, "Biziz Allah yolunun yardımcıları. Allah'a
iman ettik. Şahit ol, biz müslümanlarız" dediler. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(53) |
"Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik
ve Peygamber'e uyduk.Artık bizi (hakikate) şahitlik edenlerle beraber yaz."
|
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(81) |
Hani, Allah peygamberlerden, "Andolsun, size vereceğim her kitap ve
hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona
mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka
yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu
ağır görevi üstlendiniz mi?" demişti. Onlar, "Kabul ettik" demişlerdi. Allah
da, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım" demişti |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(90) |
Şüphesiz iman ettikten sonra inkar eden,
sonra da inkarda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte
onlar sapıkların ta kendileridir. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(100) |
Ey iman edenler! Kendilerine kitap
verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan
sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(102) |
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten
nasıl sakınmak gerekiyorsa öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak
ölün. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(110) |
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder,
kötülükten men eder ve Allah'a iman
edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu.
Onlardan iman edenler de var. Ama pek
çoğu fasık kimselerdir. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(118) |
Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan
hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar.
Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık
ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer
düşünürseniz size âyetleri açıkladık. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(119) |
İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, onlar ise, bütün
kitaplara iman ettiğiniz halde sizi
sevmezler. Onlar sizinle karşılaştıkları zaman "inandık" derler. Ama kendi
başlarına kaldıklarında, size karşı kinlerinden dolayı parmaklarını
ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün!" Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü
(kalplerde olanı) bilir. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(130) |
Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış
olarak faiz yemeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.2
|
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(139) |
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman
etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(140) |
Eğer siz (Uhud'da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de
Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar
arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler
gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman
edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah,
zalimleri sevmez. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(141) |
Bir de Allah, iman edenleri arındırmak
ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(149) |
Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara
uyarsanız sizi gerisin geriye (küfre) çevirirler de büsbütün hüsrana
uğrarsınız. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(156) |
Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya
savaşa çıktığında onlar hakkında, "Onlar bizim yanımızda olsalardı
ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi" diyen inkarcılar gibi olmayın. Allah bunu (bu
düşünceyi) onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah
yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(167) |
İki topluluğun (ordunun) karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah'ın
izniyledir. Bu da mü'minleri ortaya çıkarması ve münafıklık yapanları belli
etmesi içindi.Onlara (münafıklara), "Gelin, Allah yolunda savaşın veya
savunmaya geçin" denildi de onlar, "Eğer savaşmayı bilseydik, arkanızdan
gelirdik" dediler. Onlar o gün, imandan
çok küfre yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Oysa
Allah, içlerinde gizledikleri şeyi çok iyi bilmektedir. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(173) |
Onlar öyle kimselerdir ki, halk kendilerine, "İnsanlar size karşı ordu
toplamışlar, onlardan korkun" dediklerinde, bu söz onların
imanını artırdı ve "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!"
dediler. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(179) |
Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü'minleri içinde bulunduğunuz şu
durumda bırakacak değildir. Allah size gaybı bildirecek de değildir. Fakat
Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O halde
Allah'a ve peygamberlerine iman edin.
Eğer iman eder ve Allah'a karşı
gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükafat vardır. |
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(193) |
"Rabbimiz! Biz, �Rabbinize iman edin'
diye imana çağıran bir davetçi işittik,
hemen iman ettik. Rabbimiz!
Günahlarımızı bağışla. Kötülüklerimizi ört. Canımızı iyilerle beraber al."
|
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(200) |
Ey iman edenler! Sabredin. Sabır
yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve
Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. |
NİSÂ SÛRESİ
(19) |
Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı
olmanız size helal değildir. Açık bir hayasızlık yapmış olmaları dışında,
kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları
sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir
ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.
|
NİSÂ SÛRESİ
(25) |
Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz
mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin
imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise
iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları halinde
sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin.
Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının
yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten
korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
NİSÂ SÛRESİ
(29) |
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda
batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa
başka. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.
|
NİSÂ SÛRESİ
(39) |
Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman
etselerdi ve Allah'ın verdiği rızıktan (gösterişsiz olarak) harcasalardı
kendilerine ne zarar gelirdi? Allah, onları en iyi bilendir. |
NİSÂ SÛRESİ
(43) |
Ey iman edenler! Sarhoş iken ne
söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp
iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta
bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle
cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa
yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz
Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. |
NİSÂ SÛRESİ
(46) |
Yahudilerden öyleleri var ki, (kelimeleri yerlerinden kaydırıp) tahrif
ederek onları anlamlarından uzaklaştırırlar. Dillerini eğip bükerek ve dine
saldırarak "İşittik, karşı geldik", "İşit, işitmez olası!" "Râ'inâ" derler.
Halbuki onlar, "İşittik ve itaat ettik; dinle ve bize bak" deselerdi bu
kendileri için daha hayırlı olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden
kendilerini lânetlemiştir. Bu yüzden pek az iman
ederler. |
NİSÂ SÛRESİ
(47) |
Ey kendilerine kitap verilenler! Bir takım yüzleri silip de tersine
çevirmeden, yahut Cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden,
yanınızda bulunanı (Tevrat'ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur'an'a)
iman edin. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir. |
NİSÂ SÛRESİ
(51) |
Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar "cibt"e
ve "tâğut"a inanıyorlar. İnkar edenler için de, "Bunlar,
iman edenlerden daha doğru yoldadır" diyorlar. |
NİSÂ SÛRESİ
(55) |
Böylece onlardan kimi ona iman etti,
kimi de sırt çevirdi. (O iman
etmeyenlere) çılgın ateş olarak cehennem yeter. |
NİSÂ SÛRESİ
(59) |
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin.
Peygamber'e itaat edin ve sizden olan ulu'l-emre (idarecilere) de. Herhangi
bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah'a ve ahiret gününe
gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir,
sonuç bakımından da daha güzeldir. |
NİSÂ SÛRESİ
(65) |
Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni
hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın,
tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman
etmiş olmazlar. |
NİSÂ SÛRESİ
(71) |
Ey iman edenler! (Düşmana karşı)
tedbirinizi alıp, küçük birlikler halinde, yahut topluca savaşa gidin.
|
NİSÂ SÛRESİ
(94) |
Ey iman edenler! Allah yolunda sefere
çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya
hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, "Sen mü'min değilsin"
demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır. Daha önce siz de öyle
idiniz de Allah size lütufta bulundu (müslüman oldunuz). Onun için iyice
araştırın. Çünkü Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. |
NİSÂ SÛRESİ
(135) |
Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız
ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti
titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya
fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha
yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede
nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya
(şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan
hakkıyla haberdardır. |
NİSÂ SÛRESİ
(136) |
Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine,
Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba
iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini
ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur. |
NİSÂ SÛRESİ
(143) |
Onlar küfür ile iman arasında bocalayıp
dururlar. Ne bunlara (mü'minlere) ne de şunlara (kafirlere) bağlanırlar.
Allah kimi saptırırsa ona asla bir çıkar yol bulamazsın. |
NİSÂ SÛRESİ
(144) |
Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp da
kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a apaçık bir delil mi
vermek istiyorsunuz? |
NİSÂ SÛRESİ
(147) |
Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah
size niye azab etsin ki? Allah şükrün karşılığını verendir, hakkıyla
bilendir. |
NİSÂ SÛRESİ
(152) |
Allah'a ve peygamberlerine iman edenler
ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara Allah
mükafatlarını verecektir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
|
NİSÂ SÛRESİ
(159) |
Kitab ehlinden hiç kimse yoktur ki ölümünden önce, ona (İsa'ya)
iman edecek olmasın. Kıyamet günü o (İsa) onların aleyhine şahit
olacaktır. |
NİSÂ SÛRESİ
(162) |
Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene ve
senden önce indirilene iman ederler. O
namazı kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya,
işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz. |
NİSÂ SÛRESİ
(170) |
Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O halde
kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer
inkar ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır.
Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. |
NİSÂ SÛRESİ
(175) |
Allah'a iman edip ona sımsıkı
sarılanları ise (Allah), kendisinden bir rahmet ve lütfa kavuşturacak ve
onları kendisine varan doğru bir yola iletecektir. |
MÂİDE SÛRESİ
(1) |
Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine
getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla, okunacak
(bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar, size helal kılındı. Şüphesiz
Allah istediği hükmü verir. |
MÂİDE SÛRESİ
(2) |
Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din)
nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı)
gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet ve hoşnutluk isteyerek Kâ'be'ye
gelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda (isterseniz)
avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir takımlarına
beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva
(Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık
üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası
çok şiddetlidir. |
MÂİDE SÛRESİ
(6) |
Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız
zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip-
her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice
yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz
abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel
ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin.
Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah size
herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat o sizi tertemiz yapmak ve
üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz. |
MÂİDE SÛRESİ
(8) |
Ey iman edenler! Allah için hakkı
titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma
olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah'a karşı
gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz
Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. |
MÂİDE SÛRESİ
(9) |
Allah, iman edip salih ameller
işleyenler hakkında, "Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükafat vardır"
diye vaatte bulunmuştur. |
MÂİDE SÛRESİ
(11) |
Ey iman edenler! Allah'ın size olan
nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya (tecavüze)
kalkışmıştı da Allah (buna engel olmuş) onların ellerini sizden çekmişti.
Allah'a karşı gelmekten sakının. Mü'minler yalnız Allah'a tevekkül etsinler.
|
MÂİDE SÛRESİ
(35) |
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten
sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve onun yolunda cihad edin ki
kurtuluşa eresiniz. |
MÂİDE SÛRESİ
(53) |
(O zaman) iman edenler derler ki:
"Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah'a yemin edenler
şunlar mı?" Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler
olmuşlardır. |
MÂİDE SÛRESİ
(54) |
Ey iman edenler! Sizden kim dininden
dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah
onları sever, onlar da Allah'ı severler. Onlar mü'minlere karşı alçak
gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler.
(Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah'ın
bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla
bilendir. |
MÂİDE SÛRESİ
(57) |
Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine
kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki
kafirleri dost edinmeyin. Eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten
sakının. |
MÂİDE SÛRESİ
(65) |
Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah'a
karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve
onları Naim cennetlerine koyardık. |
MÂİDE SÛRESİ
(82) |
(Ey Muhammed!) İman edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin
kesinlikle Yahudiler ile Allah'a ortak koşanlar olduğunu görürsün. Yine
onların iman edenlere sevgi bakımından
en yakınının da "Biz hıristiyanlarız" diyenler olduğunu mutlaka görürsün.
Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır. Onlar büyüklük de
taslamazlar. |
MÂİDE SÛRESİ
(87) |
Ey iman edenler! Allah'ın size helal
kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah'ın
koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. |
MÂİDE SÛRESİ
(90) |
Ey iman edenler! (Aklı örten) içki (ve
benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer
pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. |
MÂİDE SÛRESİ
(93) |
İman edip salih ameller işleyenlere; Allah'a karşı gelmekten sakındıkları,
iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah'a karşı
gelmekten sakındıkları ve iman
ettikleri, sonra yine Allah'a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik
ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur.
Allah iyilik edenleri sever. |
MÂİDE SÛRESİ
(94) |
Ey iman edenler! Andolsun, Allah
sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile elbette
deneyecek ki, görmediği halde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın.
Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecavüz ederse ona elem dolu bir
azap vardır. |
MÂİDE SÛRESİ
(95) |
Ey iman edenler! İhramlı iken (karada)
av hayvanı öldürmeyin. Kim (ihramlı iken) onu kasten öldürürse (kendisine)
bir ceza vardır. (Bu ceza), Kâ'be'ye hediye olarak varmak üzere,
öldürdüğünün dengi olup, içinizden iki âdil kimsenin takdir edeceği bir
kurbanlık hayvan; veya yoksulları yedirmek suretiyle keffaret; yahut onun
dengi oruç tutmaktır. (Bu) yaptığı işin kötü sonucunu tatması içindir. Allah
geçmiştekileri affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa, Allah ondan
intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.. |
MÂİDE SÛRESİ
(101) |
Ey iman edenler! Size açıklandığı
takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an
indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah
onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen
cezalandırmaz, mühlet verir.) |
MÂİDE SÛRESİ
(105) |
Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin.
Siz doğru yolda olursanız yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin
dönüşü Allah'adır. O zaman Allah size yaptıklarınızı haber verecektir.
|
MÂİDE SÛRESİ
(106) |
Ey iman edenler! Birinizin ölümü
yaklaştığı zaman vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden
adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse,
sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları
namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, "Akraba da olsa, şahitliğimizi
hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz.
Gizlediğimiz takdirde şüphesiz günahkârlardan oluruz" diye yemin ederler.
|
MÂİDE SÛRESİ
(111) |
Hani bir de, "Bana ve Peygamberime iman
edin" diye havarilere31 ilham etmiştim. Onlar da "İman ettik. Bizim müslüman
olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi. |
EN'ÂM SÛRESİ
(111) |
Biz onlara melekleri de indirseydik, kendileriyle ölüler de konuşsaydı ve
her şeyi karşılarında (hakikatın şahidleri olarak) toplasaydık Allah
dilemedikçe yine de iman edecek
değillerdi. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. |
EN'ÂM SÛRESİ
(110) |
Biz onların kalplerini ve gözlerini ters döndürürüz de ilkin ona
iman etmedikleri gibi (mucize geldikten sonra da inanmazlar) ve
yine onları azgınlıkları içinde bırakırız da bocalar dururlar. |
EN'ÂM SÛRESİ
(92) |
İşte bu (Kur'an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilahi kitapları)
tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke'yi) ve bütün çevresini (tüm
insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır.Ahirete
iman edenler, ona da inanırlar.Onlar namazlarını vaktinde
kılarlar. |
EN'ÂM SÛRESİ
(82) |
İman edip de imanlarına zulmü (şirki)
bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş
olanlar da onlardır. |
EN'ÂM SÛRESİ
(53) |
Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, "Allah aramızdan şu
adamları mı iman nimetine layık gördü?"
desinler. Allah şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi? |
EN'ÂM SÛRESİ
(54) |
Âyetlerimize iman edenler sana
geldikleri zaman de ki: "Selam olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti
(merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de
sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir." |
EN'ÂM SÛRESİ
(48) |
Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim
iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun
da olacak değillerdir. |
EN'ÂM SÛRESİ
(154) |
Sonra iyilik yapanlara nimeti tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayet ve
rahmete erdirmek için Mûsâ'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik ki Rablerinin
huzuruna varacaklarına iman etsinler.
|
EN'ÂM SÛRESİ
(158) |
(Ey Muhammed!) Onlar (iman etmek için) ancak kendilerine meleklerin
gelmesini veya Rabbi'nin gelmesini ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini
mi gözlüyorlar? Rabbi'nin âyetlerinden bazısı geldiği gün, daha önce
iman etmemiş veya imanında
bir hayır kazanmamış olan bir kimseye (o günki)
imanı fayda vermez. De ki: "Siz bekleyin. Şüphesiz biz de
bekliyoruz." |
A'RÂF SÛRESİ
(158) |
(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin
hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim.
O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde Allah'a ve
O'nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere
iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız." |
A'RÂF SÛRESİ
(157) |
Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları Resûle, o ümmî
peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten
alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram
kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona
iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona
indirilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
|
A'RÂF SÛRESİ
(153) |
Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile
iman (larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan
(tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
A'RÂF SÛRESİ
(146) |
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım.
(Onlar) her âyeti görseler de ona iman
etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu
görseler onu (hemen)yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları
ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir. |
A'RÂF SÛRESİ
(126) |
"Sen sırf, Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde iman
ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve
müslüman olarak bizim canımızı a | |