ALLAH-U TEALA C.C. BUYURDU Kİ |
|
HZ.MUHAMMED
MUSTAFA SAV. BUYURDU Kİ
|
|
| TAKLİDİ İMANI BIRAK |
EY MÜSLÜMAN! İMAN ET |
GERÇEK İMANI BUL |
|
|
ÜLKE VE ŞEHİRLERDE NAMAZ VAKİTLERİ |
|
www.imanzevki.es.tt | |
|
|
|||
| İMAN ETMEYENLERİN KENDİNİ KANDIRMA YÖNTEMLERİ | |||
|
|
|||
|
|
|||
|
Din ahlakını yaşamayan insanların birtakım
gerçekleri göz ardıetmek ve bunun sonucunda kendilerini avutmak için
kullandıkları bazı savunma mekanizmaları vardır. Bunlardan biri ve
belki de en etkilisi insanın "kendi kendini kandırması"dır.
Yüce
Rabbimiz, biz kullarına yol gösterici olarak indirdiği mübarek
Kuran'da, insanın yaratılış amacını bildirmiştir. Bu amaç, insanın
kendisini yaratan ve yaşatan Yüce Rabbimiz'e kulluk etmesidir. Allah
bir Kuran ayetinde bu amacı şöyle bildirir:
’’insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye
yarattım.’ (Zariyat Suresi, 56)
Buna rağmen bazı insanlar bu varolma amacını
unutarak, başka amaçlar edinebilmektedirler. Allah'ı razı etmek için
yapmaları gereken ibadet ve güzel davranışları hatırladıklarındaysa,
bu sorumluluktan kaçmak ya da hatalı olduklarını bildikleri halde
vicdanlarını rahatlatmak için kendilerini türlü telkin ve bahanelerle
kandırma yoluna giderler.
İnsanlar Hangi Bahanelerle Kendilerini
Kandırırlar?
Öncelikle belirtmek gerekir ki insanların kendi
kendilerini kandırma bahaneleri, aslında şeytanın onları Allah'ın
yolundan döndürebilmek, Allah'ın emrettiği ibadetleri yerine
getirmelerine ve Kuran'da bildirilen üstün ahlakı yaşamalarına engel
olmak için kullandığı telkinlerdir. İşte şeytanın bu telkinlerinin
etkisinde kalmış insanların tutumlarından bazı örnekler:
I. Düşünmekten kaçarak "haberim yoktu,
bilmiyordum" diyebileceğini zannedenler
Her insan Allah'ın varlığını, yaratılış amacını,
O'na nasıl kulluk etmesi gerektiğini düşünüp anlayabilecek bir bilince
ve vicdana sahiptir. Nitekim kendileri için en hayati olan bu konuları
düşünmeyen insanlar, menfaatleriyle ilgili bir konuyu gayet iyi
düşünüp hesaplayabilirler. Örneğin, ticari bir iş söz konusu olduğunda
paralarını nasıl değerlendireceklerini çok iyi bilirler; bu konudaki
her aşamayı ayrıntısıyla düşünürler. Veya kendi çıkarlarının olduğu
işlerdeki en zor problemlerin üstesinden gelebilirler; her detay için
ayrı bir tedbir düşünebilirler.
İşte bu yüzden ahirette "düşünemedim", "akledemedim"
gibi mazeretler -Allah'ın dilemesi dışında- kabul görmeyecektir. Allah
Kuran'da insanları, hesap gününün "Zalimlere kendi mazeretlerinin
hiçbir yarar sağlamayacağı gün..." olduğuna dair uyarmıştır.
(Mümin Suresi, 52)
II. "Biliyordum, ama ortam ve şartlar müsaade
etmedi" diyerek kendini kandıranlar
Bazı
insanlar sürekli olarak içinde bulundukları şartları bahane ederler.
Okul yıllarında ayrı, iş hayatında ayrı, evlenince, çocukları olunca
ayrı bahaneler ileri sürerler. Din ahlakını yaşamaya samimi niyetleri
olmadığı için çeşitli konuları ibadetlerini yerine getirmelerine engel
olarak görürler. Öne sürdükleri engellerden en başta gelenleri de
müsait zamanlarının olmaması ve şartların uygun olmaması iddiasıdır.
Oysa günlük yaşamları içinde insanlar pek çok işe
rahatlıkla zaman ayırırlar. Özellikle bir çıkarları söz konusu
olduğunda, gerekirse başka isteklerinden fedakarlık eder, ama yine de
o iş için gereken zamanı ayarlarlar. Ancak insanların geneline
bakıldığında ibadetler konusunda aynı kararlılığı göstermedikleri
görülür.
"Namaz kılmak istiyorum, ama hiç zaman
bulamıyorum", "işlerim çok yoğun, ibadete vakit ayıramıyorum" gibi,
veya "öfkelenmek istemiyorum, ama ortam çok stresli", ’şartlar beni
böyle davranmaya zorladı’ benzeri bahaneler öne süren pek çok kişi
görmüşsünüzdür. Bu insanlar genellikle Kuran ahlakını yaşama konusunda
samimiyetsiz bir yaklaşım içindedirler. Allah, dünyada kendilerini
kandırarak, öne sürdükleri mazeretlerin kabul edileceğini zanneden ve
bu yüzden ibadetlerini yerine getirmeyen veya sürekli erteleyen
insanların ahirette karşılaşacağı durumu bize şöyle bildirmiştir:
’İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve
erteledikleri şeylerle haber verilir. Hayır; insan, kendi nefsine
karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.’ (Kıyamet
Suresi, 13-15)
III. "Nasıl olsa Allah beni affeder" diyerek
kendilerini kandıranlar
İnsanların çoğu Allah'ın varlığını bilir ve kabul
ederler ama O'nun kudretini gereği gibi takdir edemezler. Yanılgıya
düştükleri konu Allah'ın varlığı değil,Allah'ın sıfatlarıdır. Örneğin,
Allah'ın kullarına karşı çok lütufkar, bağışlayıcı ve merhametli
olduğunu düşünürler de, inkarcılardan intikam alan, onlara azap eden,
kahreden sıfatlarını düşünmeye pek yanaşmazlar. Allah korkusu olmayan,
yaptıklarının karşılığında ceza göreceğine inanmayan bir insan her
türlü kötülüğü, zulmü rahatlıkla yapabilir. Allah'ın yasakladığı,
haram kıldığı her türlü suçu işleyip, sonra da "nasıl olsa Allah
affeder" gibi gerçeklerden uzak sapkın bir düşünceye kapılabilir. İşte
bu yüzden şeytan insanlara hep bu yönden yaklaşır ve insanların
kendilerini "nasıl olsa affedilirim" düşüncesiyle kandırmalarını
teşvik eder.
O halde insanın bir hataya düştüğünde, buna önem
vermeyip "nasıl olsa bağışlanırım", "nasıl olsa affedilirim" diye
düşünmesi değil, hemen samimi bir şekilde Rabbimiz'e yönelmesi ve
hatasını düzeltme konusunda kesin bir kararlılıkla tevbe etmesi
gerekir. İnsan ancak Allah'a karşı samimi ve dürüst bir kul olursa
Allah'ın bağışlamasını umabilir.
IV. "Bazı önde gelen kişiler inkar ediyordu,
onlara inandım" diyerek kendini kandıranlar
Özellikle
içinde yaşadığımız dönem, bilimin ciddi şekilde ilerlediği, pek çok
teknolojik gelişmenin yaşandığı bir yüzyıldır. Ancak "bilim adamı"
sıfatıyla ortaya çıkan bazı insanlar, bilimi kendi dünyevi çıkarları
için kullanmakta, inkarcı zihniyetlerini bilimle desteklemeye
çalışmakta ve bilimi, gerçekleri araştırıp bulmak yerine, kendi
ideolojilerini beslemek için kullanmaktadırlar.
Bu kişiler evrendeki ve canlılardaki kusursuz
yaratılışı ve mucizevi özaellikleri görmezden gelerek, herşeyin
tesadüfler sonucu kendiliğinden var olduğu gibi gerçek dışı bir iddia
ile ortaya çıkmaktadırlar. Bu çevrelerin amacı, Allah'ın varlığını
inkar etmek ve toplumlara da inkar ettirmektir. Bu yolla hiç kimseye
karşı sorumluluk hissetmeyen, başıboş bireylerden oluşan, her türlü
ahlaksızlığın yaygın olarak yaşandığı toplumlar oluşturmak
istemektedirler.
Bu yüzden kaynağını hiç araştırmadan, detaylarını
öğrenmeden bu gibi kişilerin görüşlerini kabul etmek ve uygulamak
yerine, kişinin kendi aklı ve vicdanıyla olayları değerlendirmesi ve
buradan doğru sonuca ulaşması gerekir. Allah bir Kuran ayetinde,
"Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp,
bunların hepsi ondan sorumludur." (İsra Suresi, 36) diye
emretmektedir.
SONUÇ: Kendini Kandırmak Yerine Samimi Müslüman
Olmak
İnsan kendini kandırarak ne gerçeği değiştirebilir,
ne de sorumluluktan kurtulabilir. Bu kişi vicdanını örterek kendini
aldattığı, türlü bahane ve gerekçelerle rahatlatmaya çalıştığı her an
aslında korkunç bir kayıp içindedir. Ahirette ise bu akılsızlığı
nedeniyle -Allah'ın dilemesi dışında- telafisi asla mümkün olmayacak
bir pişmanlık içinde olacaktır. Durum böyleyken, insanın bir an önce
kendini kandırmaktan vazgeçip, son derece açık bir şuurla ve dikkatle
kulluk görevini yerine getirmesi gerekir.
www.arastirma.org sitesinden
alınmıştır
|
|||
BU SİTELERİ ZİYARET ETTİNİZ Mİ
ZİYARETÇİ SAYIMIZ