ALLAH'IM SANA NE KADAR ŞÜKRETSEK VERDİĞİN NİMETLERE KARŞILIK GELMEZ SEN BİZİ ŞÜKREDENLERDEN VE İBADETLERİNİ TAM YAPANLARDAN EYLE ALLAH-U TEALA C.C. BUYURDU Kİ
  


Şüphesiz ki Allah, adaleti,iyilik  yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder,hayasızlığı,fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir

ALLAH'IM MUHAMMED ALEYHİSELAMA VE ONUN AİLE VE ASHABINA SALAT VE SELAM EDERİM ONUN ŞEFAATİNE BİZİ NAİL EYLEHZ.MUHAMMED MUSTAFA SAV. BUYURDU Kİ
TAKLİDİ İMANI BIRAK EY MÜSLÜMAN! 
İMAN ET
GERÇEK İMANI
BUL

ÜLKE VE ŞEHİRLERDE NAMAZ VAKİTLERİ
2008 DİNİ GÜNLER
2009 DİNİ GÜNLER

www.imanzevki.es.tt

İHLASLI OLMAK MEŞAKKAT İSTER

ALLAHIN RAHMET SELAM VE BEREKETİ ÜZERİNİZE OLSUN *** AMENER RESULU *** Bismillahirrahmanirrahim... Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler Allah'ın peygamberlerinden hiç biri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz,affına sığındık Dönüş sanadır dediler Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı hayır kendine, yapacağı şer de kendinedir. Rabbimiz Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz Bize gücümüz yetmediği işler de yükleme Bizi affet Bizi bağışla Bize acı Sen bizim Mevla'mızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.. Amin...Amin...Amin

Şimdilerde, yeryüzünün dört bir yanında, kendisini insanlığın kurtarılmasına adamış ve bu uğurda akıl almaz fedakârlık örneklerini temsîl eden kudsîler topluluğu, dünyâya gözlerini açtığı andan itibâren, ihlâstan ninnilerle, ihlâs beşiklerinde sallana sallana büyüdü.

Önlerinde ihlâs timsâli nice güzel insan vardı. Onların, ihlâs edâlı altın nefesleriyle, samîmiyet tüten türküleriyle yollarda yürüdü, onca sevimsizlik arasında. Gıdâlar, ihlaslı ağızlarla veriliyordu her zaman. Tohumlar ihlâsla atılıyor, yürekler ihlâsla çarpıyordu. Ve gele gele bu mukaddes emânet, ihlâs duâlarıyla ayağa kalkan bu omuzlara kondu. Ve onlar da yola çıkmıştı, ihlâs kervânını devâm ettiriyorlardı artık. Bir zamanlar, ihlâs deyip çıkmıştık yola, önümüzdeki güzîde ihlâs kahramanlarına özenerek. Onları görünce anlıyorduk ki, bizim de biricik yol azığımız ihlâs olmalıydı; onunla doymalı, onunla kanmalı ve sâdece onunla yaşamalıydık. Çaylarımız yudum yudum erirken sohbet meclislerinde, içtiğimiz sâdece ve sâdece ihlâs olsun istemeliydik. Dilimizden asla düşürmememiz gereken yegâne şarkımız da ancak ve ancak ihlâs şarkısı olması gerekirdi. Her köşede onu aramalı ve bulduğumuza inandığımızda da onunla bütünleşmeye çalışmalıydık.

Böyle olmalıydık; zîrâ, o olmadan bu şerefli ve kudsî hizmet yolunda hiçbir adım atamayacağımızı, önümüzdeki ihlâs önderlerinden biliyorduk. Böyle olmalıydık; çünkü, bu yolun âdâp ve erkânını, kendi mukaddes ve bereketli hayâtından öğrendiğimiz İhlâs Kulesinin Bânîsi Büyük Çilekeş, ihlâsa değerler üstü değer vermişti.

Hattâ Onun hayâtı, sırf ihlâstan ibâretti. İhlâstan bir damlaya, bir kristâle, bir altın külçeye dönüştürdüğü muazzam ve yaşanmaz bir hayat bırakmıştı bizlere, kudsî bir emânet olarak. Sâde, katışıksız, dupduru ihlâs âbidesi bir hayat. 20. asrın riyâkâr dünyâsına, tâneleri ihlâstan ibâret bir yağmur gibi düşmüştü. Ve arkasında öyle bir ihlâs seli bırakmıştı ki, kıyâmete kadar, ihlâs sızıntılarıyla yeryüzünü sulayabilecek kadar gürdü bu sel. Onun etrâfındaki hasbîlerin de ihlâs dolu hayâtları, bu meyânda bizlere biricik örnekti. Onun, şu altın sözleri, ihlâstan bir sütûn halinde zihinlerimize dikilmiş ve yegâne parolamız olmuştu: (...Kurtuluşa vesile olacak yegane şey ihlâstır. İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlâslı amel, pekçok hâlis olmayan amele tercih edilir.) (...Samimi ihlâsı kıran adam, Allah dostluğunun (hıllet) gayet yüksek kulesinin başından sukût eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimâli var; ortada tutunacak yer bulamaz.) (17. Lema) İşte bu sesin yankıları bizlere de ulaştırıldı, bayrağı devralan ikinci bir yiğit tarafından. (Rûhumuz ilklere, Ona ve Onun gibilere fedâ olsun). Onun da hayâtı ihlâsla billûrlaşmıştı âdetâ. İhlâstan, gür ve keskin bir çığlık koparmış ve bunu ihlâsa namzet sînelerin kâlb kulaklarına üflemişti. Hayâtının her zerresi, ihlâs örnekleriyle dopdoluydu. Kürsülerin ihlâsla şakıyan biricik bülbülü oluvermişti, ihlâsa hasret kupkuru bir dünyâda. Mikrofonlarda, ihlâstan hitâp çiçekleri açıyordu rengârenk. Derken, gözler gönüller doluyor, ihlâs türküsü korolaşıyordu, il il, ilçe ilçe, köy köy. Altın bir nesil yetiştiriyordu, eczaları ihlâstan ibâret. İhlâs diyerek döşüyordu, altından tuğlalarını, bir bir.

Gün geldi bu feyizli maya, ihlâs mayası meyvelerini vermeye başladı, bereketle. İhlâsla bezenenbestelenen ve ihlâsla söylenen türkümüz dilden dile götürülüyordu, denizaşırı ülkelere kadar. Artık zulmet diyârlarında da ışığın kavgası, ihlâsın yankılanması vardı. Binlerce civciv ihlâs folluklarından çıkıp, hicret yollarına koyuluvermişti, tıpkı ilk muhâcirler gibi. Yeryüzünün dört bir yanında ihlâstan bal petekleri örülüyor, ihlâsla atılan îmân tohumları filize duruyordu, hızla. İhlâstan fidânlar boy atıyordu, salına salına. Ve artık, ihlâstan tomurcuklar bir bir çiçek açıyordu; meyveler devşiriliyordu. Netîcede, binlerce ihlâs çiçeği birden açıvermişti, bahara uyanan güller gibi. İhlâstan meşâle taşınıyordu elden ele, gönülden gönüle, dilden dile. Böyle oluyordu, böyle oluyor ve böyle olmalıydı da.

Çünkü, yolumuzu aydınlatan, kalbimizde zümrütten âbideler dikmeye çalışan İhlâs Kahramanı; Sadâkat ve ihlâs, Enbiyâi İzâm için hayâtî birer sıfat oldukları kadar, davâyı nübüvvetin temsilcileri için de su kadar, hava kadar önemli birer vasıftırlar. Bu iki husûsiyeti elde etmek ve bu nûrânî iki kanatla kanatlanmak, onların en ehemmiyetli güç kaynaklarıdır. Birinciler, ihlâssız bir adım atamayacaklarına inanırlar; ikinciler de atamayacaklarına inanmalıdırlar. diyerek bu yolun olmazsa olmaz kuralını, en önemli dinamiğini göstermişti, bizlere.

Zaman geldi, çok şey anlamını yitirdiği gibi, bâzı hayâtî prensiplerimiz de bizim duygu ve düşünce dünyâmızda renk atmaya, sararıp solmaya başladı, sanki. Yılların acımasızlığı, çok şeyi çürüttüğü gibi bu cân damârımız ölçüsünde önemli olan biricik kaynağımızı da eritiyor gibiydi, günden güne. Dudağımızdaki türkümüzün sesi kesiliyor muydu aylar/yıllar geçtikçe? Öğütüyor muydu yoksa zaman, bu en büyük değerimizi, o çelikten çarkları arasında? İnsan, her ne kadar bu sevimsiz, olumsuz ve endîşe yüklü cümleleri kendi adına kabullenip söylese de; ihlâsla bu yolda devâm eden kardeşlerini düşünerek ihtimâlli konuşmada fayda mülâhaza ediyor. Ancak bu konuda gönlümüz tam anlamıyla rahât da olamıyor...

Çünkü; sene 2002, aylardan Aralık. İhlâs âbidesi ışık insan, gurbetten, kendi ihlâs kokan elleriyle yetiştirmiş olduğu güllerine gönderdiği mesaj yüklü, duâ sızıntılı mektubunda şöyle diyordu:

Sen biliyorsun, biz de bunun farkındayız; ömrümüzün hasenât kefesi bomboş, pek çoğumuz îtîbâriyle bir ihlâs bezginliği içindeyiz.

O, yine kendi büyüklüğünden kaynaklanan teveccüh ve sevgi lûtfuyla bir kez daha bizleri uyarıyor.

Demek ki, kendi alın teriyle dikmiş olduğu fidânlarında böyle sevimsiz bir durum müşâhede ediyor. Demek ki, her tuğlasına ihlâsla harcını koyduğu altın nesilde, böyle bir eksiklik görüyor.

Demek ki, her zaman, tekrar tekrar, bizim için hayâtî önem arz eden konularda bizleri uyardığı gibi, kulluğumuzun/hizmetimizin en önemli yanı olan bu ölümsüz prensibe dikkâtlerimizi çekiyor ve kesinlikle bezginliğe düşmeden, ihlâsın tazeliğini her dem koruyarak, pörsümeden, renk atmadan; tekrar o tatlı su kaynağı sayılan ihlâs pınarına dönmemizi istiyor.

Öyleyse; zaman, (bundan öncesinde olduğu, şimdilerde ve ileride mutlaka olması gerektiği gibi) vira ihlâs... deyip, ayağa kalkma zamanıdır. Zaman, yılgınlığa, yorgunluğa, bıkkınlığa ve bezginliğe asla düşmeden, ihlâsla hedefe, yani Rabbimizin rızâsına tâlip olma ve Ona doğru yürüme zamanıdır. Zaman, yenilenme, ihlâsla donanma, muhlîslikten muhlaslığa terakkî ve terfî etme zamanıdır. Zaman, tepeden tırnağa ihlâs kesilme ve iliklerimize kadar onu hissetme zamanıdır. Zaman, ihlâs kulesine, gevşeklik göstermeden tırmanma zamanıdır. Zaman, âdetâ çeliğe çifte su verir gibi, gönül dünyâmıza ihlâsı tekrar tekrar yudumlatma, içirme zamanıdır. Zaman, ihlâsın çelikten zırhına bürünme zamanıdır. Zaman, nice yıldır ağlayan ve bu işi ihlâsla başlatıp devâm ettirenlerin mahzûn yüzünü, yine ihlâsımızla güldürme, sevindirme zamanıdır. Zaman, Rabbimize ihlâslıca kulluk ve hizmet etme zamanıdır. Zaman, İhlâs Nebîsine (Aleyhisselâm) ihlâslıca ümmet olabilme vaktidir.

Elbette ki, ihlâssızlığı bir nevî ölüm bilen ve bu konuda asla bezginliğe düşmeden yoluna devam edenler çoktur. Ve bundan dolayıdır ki, güzellikler peşi peşine sökün etmektedir, dünyanın dört bir yanında.

 Allah (cc) bizi ihlas bezginliğine düşürmesin

Rabbim, en küçüğümüzden en büyüğümüze kadar hepimizi, dünyânın dört bir yanındaki ihlâs yolcularını; ihlâs bezginliğine düşürmesin, düşenlerimizi kurtarsın ve gerçek ihlâsa kavuştursun. İhlâsla yolunda hizmet etmeyi ve bu şekilde bereketli bir ömür geçirmeyi nasip ve müyesser kılsın. Bezgin ve derbeder yığınlardan olmaktan; yeis, atalet ve bezginliğe düşmekten muhâfaza buyursun. Dînî hayâtında ihlâslı ol, böyle olursa az bir amel bile sana yeter buyuran İhlâs Peygamberi Kâinâtın Efendisi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)in şefâatine mazhar eylesin.

SIRAT'TAN GEÇER GİBİ

Yaptığımız amellerin kabul edilebilmesi ve muvaffakıyet için ihlas gerekiyor. İhlaslı olduktan sonra zerre kadar bir amel, tonlarca ihlassız işten ağır geliyor. Cenabı Hak, kendi emirlerinin içine heva ve heves karıştırılmadan uygulanmasından razı olacağına dikkat çekiyor.

BAYRAM KUSURSUZ

ŞÜPHESİZ DOĞRUYU SADECE VE SADECE ALLAH-U TEALA BİLİR


BU SİTELERİ ZİYARET ETTİNİZ Mİ

 


ZİYARETÇİ SAYIMIZ