ALLAH'IM SANA NE KADAR ŞÜKRETSEK VERDİĞİN NİMETLERE KARŞILIK GELMEZ SEN BİZİ ŞÜKREDENLERDEN VE İBADETLERİNİ TAM YAPANLARDAN EYLE ALLAH-U TEALA C.C. BUYURDU Kİ
  


Şüphesiz ki Allah, adaleti,iyilik  yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder,hayasızlığı,fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir

ALLAH'IM MUHAMMED ALEYHİSELAMA VE ONUN AİLE VE ASHABINA SALAT VE SELAM EDERİM ONUN ŞEFAATİNE BİZİ NAİL EYLEHZ.MUHAMMED MUSTAFA SAV. BUYURDU Kİ
TAKLİDİ İMANI BIRAK EY MÜSLÜMAN! 
İMAN ET
GERÇEK İMANI
BUL

ÜLKE VE ŞEHİRLERDE NAMAZ VAKİTLERİ
2008 DİNİ GÜNLER
2009 DİNİ GÜNLER

www.imanzevki.es.tt

RADİKAL İSLAMCILAR ASLINDA NEDİR

ALLAHIN RAHMET SELAM VE BEREKETİ ÜZERİNİZE OLSUN *** AMENER RESULU *** Bismillahirrahmanirrahim... Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler Allah'ın peygamberlerinden hiç biri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz,affına sığındık Dönüş sanadır dediler Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı hayır kendine, yapacağı şer de kendinedir. Rabbimiz Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz Bize gücümüz yetmediği işler de yükleme Bizi affet Bizi bağışla Bize acı Sen bizim Mevla'mızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.. Amin...Amin...Amin

"Köktendinci”, “Fundamentalist” ve “Radikal İslam” deyimleri deyince, yazık ki yanlış olarak dini tam olarak anlayan, dini tam olarak uygulayan ve uygulamak isteyen müslümanlar anlaşılıyor.

Aslında “Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal İslam” diye nitelenenler; İslamı gerçek manada tatbik edenler, uygulayanlar değildir. Tersine bunlar İslamı gerçek manada uygulamıyanlar demektir. Veya “Radikal İslam” v.b. gibiler için İslamı yanlış yorumlayıp, yanlış uygulayanlar demek daha doğru olur.

Kaldı ki Müslümanların yaptığı teröre İslam nitelemesini hiç kullanmamak lazım. Çünkü İslamı gerçek manada anlamayan, doğru şekilde tatbik etmeyen kişi veya gruplara; kişisel vasfı ve dini İslam diye, yaptığı İslam dışı hareketlerini İslama maletmek, o eylemi İslamla nitelemek, İslama bir bühtandır. Bir iftiradır. Yakışık almayan bir kondurmadır.

Bu anlayış ve bakış tarzı, sanki İslam dininin terörist düşüncelere müsait olduğunu yansıtıyor.

Bu anlayış, ayrıca İslamla ilgisi olmayan, “gaye için herşey meşrudur” düşüncesini meşru ve kabul edilebilir kılıyor.

Bu anlayış şekli insanı dışlıyor hesaba katmıyor.

Demek ki, “Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal İslam”ı; İslamın gerektirdiklerini yapan ve bu uğurda baş koyanlar olarak değerlendiremek; İslama en büyük bühtandır. İslama en büyük iftiradır. En hafif ifadeyle İslamı anlamamak, İslamı bilmemektir.

Bundan dolayıdır ki, bunların hiçbiri İslamla bağdaşmaz. İslamla uyuşmaz. İnsanın her iki dünyada huzur ve rahatını hedefleyen İslamla bir kefeye konulmaz. İnsanı odaklayan-her hal ü karda- insanı düşünen İslamla aynileştirilemez.

Öyleyse bu deyimleri İslamla eş anlamda kullanmamalıdır. Bu deyimler içine girenler; İslamı anlamamış, İslamı gerçek manada bilememiş, İslamın mana içeriğine ulaşamamış kimselerdir.

Bunlar belki dinde samimidirler. Fakat muhakeme-i akliyesi noksan kişilerdir. Bu gibilerin İslama verdiği zararı akıllı düşmanlar bile veremez. Hani derler ya, akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun. Çünkü akılsız dostun, nerde ne zaman ne şeklde zarar vereceği kestirilemez. Böyle olunca da gerekli tedbirler alınamaz. Ama akıllı düşmanın, nerede ne zaman ne yapacağı öngörülebilir. Gereken savunmaya geçilebilir.

İslam, ancak savaş için “Savaş bir hiledir” der. Hileyi ancak savaşta uygulanırsa doğru bulur. Barışta ise en büyük hileyi kullanır. İslamın barış içinde iken en büyük hilesi ise “Hilesizlik”dir. Bu bağlamda İslamın tavrı apaçıktır. Yani İslam, Müslümanın olduğu gibi görünmesini, göründüğü gibi de olmasını ister. Böyle bir İslamı terörün karanlık yüzüyle eşleştirmek mümkün mü?

Sonuç olarak savaş hali, yani dış saldırıya uğramak karşısında yapılması gereken meşru vatan savunması dışında, İslam’ın tuttuğu yol; hilesizlik, dürüstlük yoludur.

Böyle bir İslam’ın “Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal İslamcılık” ile nitelendirilenlerle ne ilgisi olabilir?

İslam’ın içeriği ve amacı “İslam” kelimesinin taşıdığı anlamlarda apaçık ortadadır. O da insan ve dünya için sulh, selamet ve barıştan başka bir şey değildir. İslam dini semavi dinlerin sonuncusudur. İslam dini, son din olması dolayısiyle dinlerin de en mükemmelidir. İslam dini iyi anlaşıldığı ve güzel uygulandığı takdirde, insanın önüne en geniş, en güvenilir bir yol açar. Böyle bir yol ise insanı ve insanlığı hem bu dünyada hem de öteki dünya mutluluklarına götürür. Yücelerin yücesine çıkarır. Fakat bu son, bu mükemmel din; iyi öğrenilmediği, iyi bilinmediği, güzel anlaşılmadığı ve kayıkıyle uygulanmadığı takdirde, insanı ve insanlığı aşağıların aşağısına düşürür.Nimetin büyüklüğü kaybının da dehşetli oluşuna delildir. Hani derler ya: Yarım doktor candan yarım din adamı dinden eder.

Öyleyse çare nedir dersek? Çare, doğruyu; doğru şekilde öğrenmektir.Çare doğru ve gerçek İslamiyeti öğrenme yolunda, Hz. Ali’nin öğütlediği şu hususları dikkate almakla mümkündür:

Hakikati; hakikati söyleyenlere bakarak öğrenmemelidir. Hakikati bizzat kaynağından öğrenmeli. Böylece söyleyenlerin de ne olduğu öğrenilmiş olur.

Gerçi her müslümanın her vasfı ve haraketi İslam’a uygun olması gerekir. Fakat her zaman bunu karşısındakine gösteremez. Tıpkı her inançsızın her vasfı ev hareketi inançsızlığından ileri gelmediği gibi... Bazan inançsız birinde İslamiyete layık tavır, ve davranış görebiliriz.

Yine her günahkarın her vasfı; ille de günah olması lazım gelmez. Onlar da bazen çok güzel nitelikler sergileyebilir.

Evet yazık ki çok zaman, bir müslümanın bazı hareketleri İslama uygun düşmüyor. Müslüman olmayanların yaptıkları cinsten olabiliyor. O halde o müslümandan beklenmeyen bir davranışı, onun İslamiyetine vermemek lazım.

Bunun gibi, her inançsızın güzel bir huyunu da, onun inançsızlığından bilmemek gerek.

İşte burada evrensel bir hüküm, bize an sağlıklı yolu gösteriyor: “Huz ma safa . Da’ ma keder.” Yani “Güzel ve huzur vereni al. Çirkin ve keder vereni bırak.” Çünkü akıllı olan, bu kuralı yerine getirir. Böylece kalb selameti ile yaşar. Şimdi böyle kimseler müslüman diye, yaptıkları insanlık dışı hareketleri İslamiyet’e vermek doğru mu? İslamdan bilmek yakışık alır mı? İslam’dan saymak mantık işi mi?

Bu, olsa olsa, hırsızlık yapan öğretmenin, bu hareketini öğretmenliğe maletmek gibi birşey olur. Zimmetine para geçiren hukukçunun, bu hareketi, hukuka mal edilebilir mi? Aynen bunun gibi, müslümanın İslama yakışmayan eylemini de, İslam’dan bilmek, o kadar yanlıştır.

Evet, her müslümanın her yaptığı İslama uygun olması gerekirken, yazık ki kimi zaman uygun olmuyor.

Nitekim kimi hristiyanlar da, bazan İslamın güzel vasıflarını kişisel olarak uyguluyorlar. Ama ne müslümanın İslam dışı eylemi, onu İslamdan çıkarır. Ne de hristiyanın o güzel davranışı onu İslam eder. Çünkü doğru vey yanlış, her inanç bir bağlanıştır. Hatalar bağlılığı bozmaz. Sadece yapanı bundan sorumlu tutar o kadar.

Demek ki müslümanda görülen İslam dışı vasıfları asla İslama vermemek gerekir.

Fakat öyle bir zamandayız ki, zulüm adalet külahını başına geçirmiş...Adaletin başına da, ne acıdır ki, zulüm külahı konmuş...Hala da konulmak isteniyor.

Unutmayalım ki aziz okurlar! İslam başka müslüman başka...Hatayı müslüman yapar, İslam değil. Uygulanmayan kanundan, kanun sorumlu tutulabilir mi? Öğrenilmeyen ilimden, ilim sorumlu tutulabilir mi? Trafik kazalarından araçlar sorumlu tutulabilir mi?

Madem ki tutulamaz. Peki öyleyse, müslümanın hatasından, yanlışından ve bilgisizliğinden dolayı, İslamiyeti suçlamak doğru mudur?

İnsaf yahu.....

 
ŞÜPHESİZ DOĞRUYU SADECE VE SADECE ALLAH-U TEALA BİLİR


BU SİTELERİ ZİYARET ETTİNİZ Mİ

 


ZİYARETÇİ SAYIMIZ