ALLAH-U TEALA C.C. BUYURDU Kİ |
|
HZ.MUHAMMED
MUSTAFA SAV. BUYURDU Kİ
|
| TAKLİDİ İMANI BIRAK |
EY MÜSLÜMAN! İMAN ET |
GERÇEK İMANI BUL |
|
ÜLKE VE ŞEHİRLERDE NAMAZ VAKİTLERİ |
|
www.imanzevki.es.tt |
|
|
||
|
RADİKAL İSLAMCILAR ASLINDA NEDİR |
||
|
|
||
|
|
||
|
"Köktendinci”, “Fundamentalist” ve “Radikal İslam” deyimleri deyince, yazık ki yanlış olarak dini tam olarak anlayan, dini tam olarak uygulayan ve uygulamak isteyen müslümanlar anlaşılıyor. Aslında
“Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal İslam” diye nitelenenler;
İslamı gerçek manada tatbik edenler, uygulayanlar değildir. Tersine bunlar
İslamı gerçek manada uygulamıyanlar demektir. Veya “Radikal İslam” v.b.
gibiler için İslamı yanlış yorumlayıp, yanlış uygulayanlar demek daha doğru
olur. Kaldı ki Müslümanların yaptığı teröre İslam nitelemesini hiç kullanmamak lazım. Çünkü İslamı gerçek manada anlamayan, doğru şekilde tatbik etmeyen kişi veya gruplara; kişisel vasfı ve dini İslam diye, yaptığı İslam dışı hareketlerini İslama maletmek, o eylemi İslamla nitelemek, İslama bir bühtandır. Bir iftiradır. Yakışık almayan bir kondurmadır. Bu anlayış ve bakış tarzı, sanki İslam dininin terörist düşüncelere müsait olduğunu yansıtıyor. Bu
anlayış, ayrıca İslamla ilgisi olmayan, “gaye için herşey meşrudur” düşüncesini
meşru ve kabul edilebilir kılıyor. Bu
anlayış şekli insanı dışlıyor hesaba katmıyor. Demek ki, “Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal İslam”ı; İslamın gerektirdiklerini yapan ve bu uğurda baş koyanlar olarak değerlendiremek; İslama en büyük bühtandır. İslama en büyük iftiradır. En hafif ifadeyle İslamı anlamamak, İslamı bilmemektir. Bundan dolayıdır ki, bunların hiçbiri İslamla bağdaşmaz. İslamla uyuşmaz. İnsanın her iki dünyada huzur ve rahatını hedefleyen İslamla bir kefeye konulmaz. İnsanı odaklayan-her hal ü karda- insanı düşünen İslamla aynileştirilemez. Öyleyse
bu deyimleri İslamla eş anlamda kullanmamalıdır. Bu deyimler içine
girenler; İslamı anlamamış, İslamı gerçek manada bilememiş, İslamın
mana içeriğine ulaşamamış kimselerdir. Bunlar
belki dinde samimidirler. Fakat muhakeme-i akliyesi noksan kişilerdir. Bu
gibilerin İslama verdiği zararı akıllı düşmanlar bile veremez. Hani
derler ya, akılsız dostun olacağına, akıllı düşmanın olsun. Çünkü akılsız
dostun, nerde ne zaman ne şeklde zarar vereceği kestirilemez. Böyle olunca da
gerekli tedbirler alınamaz. Ama akıllı düşmanın, nerede ne zaman ne yapacağı
öngörülebilir. Gereken savunmaya geçilebilir. İslam, ancak savaş için “Savaş bir hiledir” der. Hileyi ancak savaşta uygulanırsa doğru bulur. Barışta ise en büyük hileyi kullanır. İslamın barış içinde iken en büyük hilesi ise “Hilesizlik”dir. Bu bağlamda İslamın tavrı apaçıktır. Yani İslam, Müslümanın olduğu gibi görünmesini, göründüğü gibi de olmasını ister. Böyle bir İslamı terörün karanlık yüzüyle eşleştirmek mümkün mü? Sonuç
olarak savaş hali, yani dış saldırıya uğramak karşısında yapılması
gereken meşru vatan savunması dışında, İslam’ın tuttuğu yol;
hilesizlik, dürüstlük yoludur. Böyle
bir İslam’ın “Köktendinci”, “Fundamentalist ve “Radikal İslamcılık”
ile nitelendirilenlerle ne ilgisi olabilir? İslam’ın
içeriği ve amacı “İslam” kelimesinin taşıdığı anlamlarda apaçık
ortadadır. O da insan ve dünya için sulh, selamet ve barıştan başka bir şey
değildir. İslam dini semavi dinlerin sonuncusudur. İslam dini, son din olması
dolayısiyle dinlerin de en mükemmelidir. İslam dini iyi anlaşıldığı ve güzel
uygulandığı takdirde, insanın önüne en geniş, en güvenilir bir yol açar.
Böyle bir yol ise insanı ve insanlığı hem bu dünyada hem de öteki dünya
mutluluklarına götürür. Yücelerin yücesine çıkarır. Fakat bu son, bu mükemmel
din; iyi öğrenilmediği, iyi bilinmediği, güzel anlaşılmadığı ve kayıkıyle
uygulanmadığı takdirde, insanı ve insanlığı aşağıların aşağısına
düşürür.Nimetin büyüklüğü kaybının da dehşetli oluşuna delildir.
Hani derler ya: Yarım doktor candan yarım din adamı dinden eder. Öyleyse çare nedir dersek? Çare, doğruyu; doğru şekilde öğrenmektir.Çare doğru ve gerçek İslamiyeti öğrenme yolunda, Hz. Ali’nin öğütlediği şu hususları dikkate almakla mümkündür: Hakikati;
hakikati söyleyenlere bakarak öğrenmemelidir. Hakikati bizzat kaynağından
öğrenmeli. Böylece söyleyenlerin de ne olduğu öğrenilmiş olur. Gerçi
her müslümanın her vasfı ve haraketi İslam’a uygun olması gerekir. Fakat
her zaman bunu karşısındakine gösteremez. Tıpkı her inançsızın her vasfı
ev hareketi inançsızlığından ileri gelmediği gibi... Bazan inançsız
birinde İslamiyete layık tavır, ve davranış görebiliriz. Yine
her günahkarın her vasfı; ille de günah olması lazım gelmez. Onlar da
bazen çok güzel nitelikler sergileyebilir. Evet
yazık ki çok zaman, bir müslümanın bazı hareketleri İslama uygun düşmüyor.
Müslüman olmayanların yaptıkları cinsten olabiliyor. O halde o müslümandan
beklenmeyen bir davranışı, onun İslamiyetine vermemek lazım. Bunun gibi, her inançsızın güzel bir huyunu da, onun inançsızlığından bilmemek gerek. İşte
burada evrensel bir hüküm, bize an sağlıklı yolu gösteriyor: “Huz ma
safa . Da’ ma keder.” Yani “Güzel ve huzur vereni al. Çirkin ve keder
vereni bırak.” Çünkü akıllı olan, bu kuralı yerine getirir. Böylece
kalb selameti ile yaşar. Şimdi böyle kimseler müslüman diye, yaptıkları
insanlık dışı hareketleri İslamiyet’e vermek doğru mu? İslamdan bilmek
yakışık alır mı? İslam’dan saymak mantık işi mi? Bu,
olsa olsa, hırsızlık yapan öğretmenin, bu hareketini öğretmenliğe
maletmek gibi birşey olur. Zimmetine para geçiren hukukçunun, bu hareketi,
hukuka mal edilebilir mi? Aynen bunun gibi, müslümanın İslama yakışmayan
eylemini de, İslam’dan bilmek, o kadar yanlıştır. Evet,
her müslümanın her yaptığı İslama uygun olması gerekirken, yazık ki
kimi zaman uygun olmuyor. Nitekim
kimi hristiyanlar da, bazan İslamın güzel vasıflarını kişisel olarak
uyguluyorlar. Ama ne müslümanın İslam dışı eylemi, onu İslamdan çıkarır.
Ne de hristiyanın o güzel davranışı onu İslam eder. Çünkü doğru vey
yanlış, her inanç bir bağlanıştır. Hatalar bağlılığı bozmaz. Sadece
yapanı bundan sorumlu tutar o kadar. Demek
ki müslümanda görülen İslam dışı vasıfları asla İslama vermemek
gerekir. Fakat
öyle bir zamandayız ki, zulüm adalet külahını başına geçirmiş...Adaletin
başına da, ne acıdır ki, zulüm külahı konmuş...Hala da konulmak
isteniyor. Unutmayalım
ki aziz okurlar! İslam başka müslüman başka...Hatayı müslüman yapar, İslam
değil. Uygulanmayan kanundan, kanun sorumlu tutulabilir mi? Öğrenilmeyen
ilimden, ilim sorumlu tutulabilir mi? Trafik kazalarından araçlar sorumlu
tutulabilir mi? Madem
ki tutulamaz. Peki öyleyse, müslümanın hatasından, yanlışından ve
bilgisizliğinden dolayı, İslamiyeti suçlamak doğru mudur? İnsaf yahu..... |
||
BU SİTELERİ ZİYARET ETTİNİZ Mİ
![]()
ZİYARETÇİ SAYIMIZ