ALLAH'IM SANA NE KADAR ŞÜKRETSEK VERDİĞİN NİMETLERE KARŞILIK GELMEZ SEN BİZİ ŞÜKREDENLERDEN VE İBADETLERİNİ TAM YAPANLARDAN EYLE ALLAH-U TEALA C.C. BUYURDU Kİ
  


Şüphesiz ki Allah, adaleti,iyilik  yapmayı, akrabaya yardım etmeyi emreder,hayasızlığı,fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir

ALLAH'IM MUHAMMED ALEYHİSELAMA VE ONUN AİLE VE ASHABINA SALAT VE SELAM EDERİM ONUN ŞEFAATİNE BİZİ NAİL EYLEHZ.MUHAMMED MUSTAFA SAV. BUYURDU Kİ
TAKLİDİ İMANI BIRAK EY MÜSLÜMAN! 
İMAN ET
GERÇEK İMANI
BUL

ÜLKE VE ŞEHİRLERDE NAMAZ VAKİTLERİ
2008 DİNİ GÜNLER
2009 DİNİ GÜNLER

www.imanzevki.es.tt
Kur’an-i Kerim’in Sifresi:
Kur’an’ın Tahrifi

ALLAHIN RAHMET SELAM VE BEREKETİ ÜZERİNİZE OLSUN *** AMENER RESULU *** Bismillahirrahmanirrahim... Peygamber, Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, müminler de Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler Allah'ın peygamberlerinden hiç biri arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz,affına sığındık Dönüş sanadır dediler Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar. Herkesin kazandığı hayır kendine, yapacağı şer de kendinedir. Rabbimiz Unutursak veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz Bize gücümüz yetmediği işler de yükleme Bizi affet Bizi bağışla Bize acı Sen bizim Mevla'mızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.. Amin...Amin...Amin

Mehmed DURMUS

GIRIS

Kur’an’in tahrif edilmemis yegane vahiy olmasi, dostlarini (=velilerini: mü’minleri) alabildigine sevindirirken, düsmanlarini da alabildigine kahretmektedir. Fakat kahrolan düsman, üzüntüyü birakip, yine de, "elden gelecek bir seyler olabilir mi?" diye arayisini sürdürmektedir. Belki de, Kur’an’in ‘sifreli’ bir kitap oldugu, 1400 senedir bu sifreleri kimsenin anlamadigi ve çözemedigi gibi iddialar bu kabil degerlendirmeye müstehaktir...
Bu yaziyi kaleme alirken, "bir delinin bir kuyuya attigi bir tasi çikartmaya çalisan kirk akilli"dan biri konumuna düsmek gibi bir riski gögüslemek gerektiginin farkindayim. Bununla beraber, susmakta ikrar anlamina gelebilirdi...
Eylül/2002 tarihinden beri (on aydir) gündemde, bir tip ögrencisi oldugu söylenen Ömer Çelakil’in imzasini tasiyan, KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI adinda
bir kitap var. Bu kitapla ilgili kanaatlerimi IKTIBAS okuyucusu ile paylasmak istiyorum.

Kitabi kim, niçin yazdi?

"Kur’an-i Kerim’in Sifresi" adini tasiyan sözde kitabin yazari kimdir? Her ne kadar kitabin yazari Ömer Çelakil görünüyorsa da, bu, bildigimiz anlamda bir yazarlik degildir. Çünkü kitabin künye sayfasinda söyle bir not yer almaktadir: "Bu kitap, Ömer Çelakil’in çalisma notlarindan Ergun Candan tarafindan hazirlanmistir." Bu kadarcik kisa bir not, kitabin serüvenini anlatmaya yetmektedir. Zaten hatirladigim kadariyla Ceviz Kabugu programinda da Hulki Cevizoglu’nun sorgulamalariyla, kitabin tamaminin
kendisi tarafindan yazilmadigini, kendisinin verdigi notlarda bazi(?) degisiklikler yapildigini Ömer Çelakil itiraf etmisti. Su halde kitabin bir kisim dökümanlari ve belki bazi bölümleri Ömer Çelakil’a aitse de, asil yazari Ergun Candan imzasini atan kisidir.

Kitabin ‘niçin’ yazildigina iliskin kanaatimi ise, yazinin sonuna sakliyorum. Nasil Reklam Ama?!

Çagimiz gerçekten bir ‘cilali imaj’ devri. Gücü elinde bulunduran bir ‘sebeke’, diledigini vezir ediyor, diledigini rezil. Bir zamanlar benim kusagim, (müslümanlar) sirf ‘radikallik’ olsun diye Cumhuriyet gazetesi okurdu. Ama bunu niye yapardi, kimse tam olarak izah edemezdi. Simdi de, "Kur’an-i Kerim’in Sifresi" türünden kitaplar, kapitalizm tapinaginin ‘ezanlari’ olan reklamlar sayesinde herkes tarafindan tüketiliyor. Hiçbir ilmi degeri olmayan, biçiminden baska hiçbir ‘kitap’ özelligi tasimayan bir
sözde kitap, çok ciddi tartisma ve haber programlarina konu(k) olabiliyor. ‘Izleyiciler’ ise, bunda bir keramet olduguna inandiriliyor. Eskiler "edep ya hû" derlermis. Evet, insan biraz edepli olmali degil mi? Su cümleleri okursaniz, edebin neden gerekli oldugunu anlarsiniz: "Lise yillarinda TÜBITAK matematik birinciligini kazanan yazarimiz, 1400 yildir fark edilmeyen, gelecege ait gizli bilgilerin Kur’an-i Kerim’de bulundugunu, kendisinin çözdügü bir sifreyle ortaya çikartti. ... Sifre herkes tarafindan kolaylikla uygulanabilme özelligine sahip oldugu için bundan sonra, bu sifreyle çalisacaklarin, daha fazla bilgiye de ulasilabilecegini [‘ulasabileceklerini’ olmaliydi-M.D] tahmin ediyoruz.
Gerçekten inanilmaz... Gerçekten çok çarpici..." (Kitabin arka kapak yazisindan). Dikkatinizi çekmistir, yirmili yaslarda bir delikanli, 1400 senedir fark edilmeyen, gelecege ait gizli bilgileri kesfetmis! Çünkü o, lise yillarinda, TÜBITAK matematik birincilik ödülü almismis! Matematik her sirri çözermis! Basta, Kur’an’in yed-i emin’i, Kur’an’la özdeslesen, Kur’an ugruna, katlanmadigi sikinti kalmayan Peygamber Muhammed (a.s) bu sirlari bilememis, ondan sonra gelen binlerce Kur’an ögrencisi ve hatta Kur’an’i
pek çok müslümandan daha titiz bir ‘bilimsel’ tedkikten geçiren oryantalistler de kesfedememisler ve bu büyük mucize, matematikten anlayan bir genç ögrenciye nasip olmus! Bu söze ne demeli? Bu ne kadar büyük reklam böyle! Bu nasil da boyundan büyük laftir öyle! Haddi nasil da asmaktir öyle! Ne cüretkarliktir! ‘Inanilmaz’, ‘çok çarpici’ denilen iddialar, yiginlarca yanlis yumagindan baska bir sey degil.

Bilimsellik Görüntüsünde Kur’an’a Saldiri

Kitapta, Kur’an’in güya gelecekte olacagini haber verdigi hadiselerden bahsedilirken "Kur’an-i Kerim’in Kehanetleri" basligiyla, Kur’an’in bir kehanetler kitabi oldugu söylenmis olmaktadir. Bu söz, yazarin en büyük saygisizligidir ve aslinda kitabin yazilis amaci bu kelimelerin arkasinda gizlidir. Çünkü ‘kehanet’, gelecekten haber verdigini iddia eden falcilarin isidir. Bu kimselere ‘kâhin’ denmektedir. Bunlar, vahye dayanmadan bu bilgileri verdiklerini iddia etmektedirler. ‘Orta çag’, bir asagilama sifati olarak kullanilmasina ragmen, modern putperest cahiliyye toplumlari da modern kehanetlere inanmaktadir, tipki ortaçag toplumlari gibi. Mekke kafirleri Peygamberimize "sen bir kâhinsin, ya da mecnunsun (cinlenmis)" demislerdi. Arkasindan, "Sairdir, bekliyoruz, görün bakin (Muhammed’e) zaman neler yapacak!" sözleriyle, Peygamber (a.s)in türlü belalara maruz kalacagi beklentisine girmislerdi. (52/Tur, 29-30) Kur’an’da ‘kâhin’ sözü iki yerde geçmektedir. Bunlardan biri Hakkâ suresindedir: "Hayir, görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim: Süphesiz o (Kur’an) Serefli bir Elçi’nin sözüdür. O, bir sairin sözü degildir. Ne de az inaniyorsunuz! O bir kâhin sözü de degildir. Ne de az düsünüyorsunuz!" (69/Hakkâ, 38-42)
Bu ayetlerde Kur’an’in bir kehanet kitabi, Muhammed’in de bir kâhin olmadigi beyan edilmektedir. Daha dogrusu bu vehimi tasiyan Mekke müsrikleri paylanmaktadir. Simdi, "Kur’an-i Kerim’in Sifresi" gibi iddialari nasil yorumlamak gerekir? Ben bu çabalarin kesinlikle siradan bir bilgi eksikligi, basit bir cehalet oldugu kanaatini tasimiyorum. Bunun, Kur’an’a yapilmak istenenlerle bir ilgisi oldugunu düsünüyorum. Kitapta Kur’an’a saygisizca ve pervasizca atfedilen ‘kehanetler’ cümlesinden olarak I. Ve II. Dünya savaslari, helikopter, telefon, telgraf ve otomobilin icadi, Suriye ve Filistin’in fethi, Rum Devleti’nin fethi, Misir’in fethi gösterilmektedir. (s.71-163)
"Kur’an-i Kerim’in Sifresi" kitabinin yazar(lar)inin Kur’an bilgisi sifir düzeyinde. Dolayisiyla, Kur’an’a iftira attiginin farkinda bile degil. Bu olaylardan sadece Rumlarla ilgili haber Kur’an’da geçmektedir, fakat onu da yanlis vermektedir. Çünkü Kur’an Rumlar’in (Bizans’in) yenildiklerini ama bilahare (birkaç yil içinde) galip geleceklerini bildirmektedir. Bu durumda ayetlerin akisindan, Persler’in yikilacagi anlamini çikartmak mantikli iken, o, Bizans’in yikilacagini haber verdigini iddia etmektedir. Bunun
disindaki, "Kur’an’in Kehanetleri" olarak adlandirdigi olay ve icatlarin tamami uydurmadir, Kur’an’a yakistirmadir, Kur’an’i batil bir tevile alet etmektir. ‘Bilimsel tefsir’ saplantisinin en kötü bir versiyonudur. Bence bu tür kitaplar, Seytanin sagdan, soldan, önden, arkadan yanasma taktiklerinin, ‘sagdan’ olanidir. Bir sekilde Kur’an surasindan burasindan çekistirilerek özgünlügü zedelenmek, tipki Tevrat’in akibetine ugratilmak istenmektedir. Kur’an bir ‘kehanetler kitabi’ derekesine indirildigi zaman,
özgünlügü bitmis demektir. Kur’an’i açikça inkar etmenin mümkün olmadigini bilen mihraklar onu, sifre, kehanet, sir gibi seytani oyunlarla tahrif etmek istemektedirler.
Kisacasi Kur’an’a kehanet sifatini yakistirmak, müstesriklerin bile yapamadiklari çok ciddi bir cüretkarlik ve haddini bilmezliktir. ‘Kur’an-i Kerim’in Sifresi’ Kehanet ve Ebced Hesabina Dayanmaktadir Kitap tamamen sirciliga, ebced hesabina, kehanet masallarina dayanmaktadir. Yazar ebced hesabinin temelde Fisagor’a dayandigini, Ibranice’de bunun Gematria dendigini, Arapça’ya ebced hesabi adiyla geçtigini açikça belirtmektedir. (s.12) Islam hakkinda ortaya atilan bir çok sapik fikrin, Allah’in gayb olarak adlandirdigi alanlarda fikir yürütmelerin tamami isbu uydurma ebced hesabina dayanmaktadir. Kitapta da deginildigi gibi, bu tür kehanet yöntemleri ezoterizmde (batinîlik) ve tasavvufta bolca kullanilmistir. Ebced hesabi, Said Nursi’nin kitaplarinda da çokça bulunmaktadir. Kur’an-i Kerim’in Sifresi kitabina benzeyen, çok büyük ihtimalle müstear isimle ayni kisilerin yazdigi, ‘KUR’AN’DA GIZLENEN TARIHLER’ isimli bir kitap nokta yayinlari logosuyla, (güya farkli bir yayinevi tarafindan) yayinlanmis. Bu kitap, Ömer Çelakil’in kitabinin yayin tarihinden (Ist-Eylül/2002) sadece iki ay sonra (Ist-Kasim/2002) yayinlanmis gözükmektedir. Kitabin yazari
olarak Serkan Tekin ismi bulunmaktadir. Iste bu kitap da tipki ‘Kur’an-i Kerim’in Sifresi’ ile özde ayni konulari, ayni bakis açisiyla islemekte olup, bastan sona akil almaz ebced hesaplariyla doludur ve sik sik Said Nursi’nin kitabindaki ebced hesaplarina atifta bulunmaktadir. ‘Kur’an-i Kerim’in Sifresi’ kitabinin GIRIS bölümünde ‘Sayilarin Gizli Dili’ basligi altinda 1, 2, 3, 4, 5, 7, 12, 22, 23, 40, 41, 50 sayilarinin ‘gizli dili’ ve ezoterik degerleri(!) üzerinde durulmaktadir. Tabi, 1’den 50’ye kadar olan sayilardan oniki tanesi var da, otuz sekiz tanesi neden yoktur, neden 50 sinir olmakta, 50’den sonrasi da yer almamaktadir, bu seçim hangi kurala dayanmaktadir, bunun herhangi bir açiklamasi yok.
Yukaridaki rakamlarla ilgili açiklamalar da Yahudi kabalizmine ve baska ezoterik mitolojilere ait bilgiler olup, Kur’an gibi yüce bir kitapla en küçük bir alakasi bulunmayan hurafelerdir. Bu bahsi muglakliklarla kapatan yazar bundan sonra, "Matematigin Kur’an’daki Yeri"ne lafi getirmekte ve 1400 senedir kimsenin (Peygamber as’in bile) kesfedemedigi sirlari kesfetmenin dayanilmaz hafifligiyle mucizeleri birer birer siralamaktadir: "Birbirleriyle ilintili sözcüklerin tekrarlanis oranlari" basligi altinda yer verilen büyük sirlar sunlardir: Yedi Gök-Göklerin yaratilisi; Dünya-Ahiret; Seytan-Melek; De-Dediler; Gün-Günler-Ay; Bitki-Agaç; Ceza-Affetmek; Zekat-Bereket; Rahmet-Hidayet; Iyiler-Kötüler; Yaz Sicak-Kis Soguk; Sizi Yaratti-Kulluk; Sarap-Sarhosluk; Zenginlik-Fakirlik. Yazar, bu konu ve kavramlarin, (kendi deyimiyle, "birbirleriyle ilintili sözcüklerin") Kur’an’da tekrarlanis sayilarinin ayni oldugunu ileri sürüyor ve buradan, daha önce hiç kimseye nasip olmamis müthis sirlar kesfediyor! Her seyden önce, "birbirleriyle ilintili sözcükler" sözü oldukça kiytirik bir tanimlama. Çünkü birbiriyle ilinti kurulmasi gereken sözcükler sadece bunlar degildir. Yukaridaki gibi sadece iki kelime arasinda ilinti kurulmasini yazara kim söyledi, bunu hangi gerekçeyle yapmakta, hangi ilkeye dayanmaktadir? Mesela, seytan-melek arasinda ilinti kuruyor da,
cinlerle neden ilinti kurmuyor? Veya Iblis kelimesini neden isin içine katmiyor? Kur’an’da sadece bu kelimeler arasinda mi ilinti kurulabilir? Mesela, birbiriyle ilintisi/alakasi, ilgisi çok daha bariz olan mü’min-kafir; mü’min-müsrik; müslüman-kafir/müsrik; mü’min-münafik; haram-helal; hidayet-dalalet; hizbullah-hizbusseytan; cennet-cehennem;
kitap-kalem gibi kelimeler arasindaki ilintiye neden dikkat çekilmemis? Üstelik, aralarinda sayisal bir ilinti sirri kesfettigini söyleyen yazar hem yanlis bilgi vermekte, hem de yaniltmaktadir. Simdi bunlarin bir kismini görelim.
Kitaptaki iddiaya göre Kur’an’da Yedi Gök yedi defa geçmekte, "Göklerin Yaratilisi" da yedi defa geçmektedir. Tamam burasi dogru. Fakat, Kur’an’da "Göklerin Yaratilisi"ndan sadece bu yedi ayette bahsediliyor degil ki. Bunun disinda, onsekiz ayette "gökleri (ve yeri) yaratti" deniyor. Aradaki tek fark, "yaratilisi" ile "yaratti"da mi? Birincisi masdar, ikincisi mazi (geçmis zaman) fiil sîgasindadir. Madem Kur’an, iddia edildigi gibi sirlar içeriyorsa, bunun kamil manada bir sir(!) olmasi için, göklerin
yaratilmasindan, bir biçimde bahseden ayetlerin tamaminda bu sirrin içkin olmasi gerekmez miydi? Kaldi ki, eger bu bir sirsa, ‘körpe müneccim’in iddia ettigi gibi bunu ilk defa nasil o kesfetmis olabilir? Anlasildigi kadariyla yazar arapça bilmemektedir. Dolayisiyla ayetlerin sayisini, türkçe yayinlanmis Kur’an fihristi kitaplarindan edinmis olmalidir. Halbuki, Kur’an kelimeleri fihristi deyince akla Muhammed Fuad Abdülbaki’nin ‘Mu’cemül Müfehres li-Elfazil Kur’an’ adli ölümsüz eseri gelmektedir. Eger Çelakil’in iddia ettigi gibi, ortada bir ‘sir’ varsa, bu sirri, Kur’an’in dilini bilmedigi halde, Kur’an’da hiç kimsenin bilemedigi sirlari kesfeden, yani Kur’an’a hariçten gazel okuyan birisi degil, en azindan, Kur’an’a ömrünü vermis bulunan M. F. Abdülbaki daha önce kesfetmistir! Kaldi ki, tarihteki yüzlerce müfessir, ayetlerin bu kadar
basit sayisal degerlerinden haberdardi. Mucizeyi (sirri), gökler ve arzin (kainatin) yaratilmasinda degil de, yedi rakaminda arayan fikr-i sefîllere acimak gereklidir.
Simdi de, yazarin(!) kurdugu ‘ilintiler’in sihhatine bir göz atalim. Seytan-melek ilintisi: Çelakil ‘Seytan’ kelimesinin Kur’an’da 88 defa geçtigini ileri sürmekte. Halbuki benim kaynagim Mucem’e göre, sadece ‘Seytan’ kelimesi 88 degil, 68 defa geçmektedir. Iki kere de ‘Seytanen’ seklinde (bir seytan demektir, yani tekildir; diger kullanimlar arasina dahil edilmesinde sakinca olamaz!); 17 kere "Seyatîn" biçiminde çogul olarak (seytanlar) ve bir kere de "Seyâtînihim" (seytanlari) seklinde (yine çogul formuyla) geçmekte,
toplam 88 etmektedir. Melek kelimesine gelince, 68 defa "Melaike" seklinde çogul, 5 defa "Melaiketehu, melaiketühu, melaiketihi" seklinde (yine çogul), 13 defa "Melekun, meleken ve melekin" seklinde tekil olarak geçmekte, toplam 88’i bulmaktadir. Yazar, okuyucuyu bir an için etkilemek maksadiyla çala kalem, tekiline çoguluna bakmadan, müthis bir sir kesfetmisçesine bu notlari vermekte, herhangi bir açiklama da yapmamaktadir. De-Dediler ilintisi: Yazarin kaydettigi gibi, Kur’an’da 332 defa "de!" (qul) kelimesi geçiyor, fakat "dediler" (qâlû) kelimesi 332 defa degil, 331 defa geçiyor. (Bkz. Mucem) Arada bir fark var ve o farki nasil kapattigini bilmiyorum. Asil dikkat çeken sey sudur: "qul" ile "qâlû" kelimeleri arasinda bir ilinti kuruyor da, "qâle" (Kur’an’da kullanim sayisi: 529+43+1), "qâletâ" (2) "qâlehâ" (1), "yeqûlûne" (derler/diyorlar) (92),
"yeqûlü" (der/diyor) (68) kelimeleri (daha baska türevler de var) neden es geçiliyor? Nedeni açik: Sadece "qul" ile "qâlû" kelimelerinin sayilari (o da bir farkla!) birbirine denk görülmüs ve mal bulmus magribi misali yapisilarak, bir sirrin kesfedildigi vehmine kapilinmistir. Gün-Günler-Ay ilintisi: Yazar burada, ayetlerle ilgili sayisal verileri
saptirmada daha da ciddiyetsiz bir tutum içindedir. Kitaba bakilirsa, Kur’an’da Gün: 365; Günler: 30 ve Ay: 12 kere geçmektedir. Isin garip tarafi yazar bu verileri(!) sunmakta fakat üzerinde hiçbir yorum yapmamaktadir. Fakat demek istiyor ki, bakin, Kur’an’da günlerin sayisi matematiksel olarak bir ‘sir’ seklinde verilmis, yani günlerin sayisi 365 olarak verilmektedir! Bir ayin günleri sayisi 30 ve aylar 12 olarak tescil edilmektedir! demek istiyor. Halbuki Kur’an, Allah katinda aylarin sayisinin 12 oldugunu sir olarak degil, açik açik bildirmektedir. (9/Tevbe, 36) Nazil oldugu günden beri, onu okuyan herkese açik olan böyle bir ‘apaçik bilgi’ nasil sir olabilir?!
Tabi Ömer Çelakil Kur’an’i okumadigi için, bu ayetten habersizdir ve hem Kur’an’a hem de Peygamber’e iftira atmaktadir. Bir ay miladi takvimde tam olarak 30 gün olmadigi gibi, kameri takvimde hiç degildir. Kameri takvimde aylarin bir kismi 29, bir kismi 30 gündür. Yilin günleri sayisi ise kameri takvimde 354 gündür. Çelakil’in ilk defa kesfettigi sir oysa, miladi takvime isaret olarak algilanabilir. Halbuki Kur’an miladi takvimi esas almis degildir.
Simdi gelelim, verdigi rakamlarin tutarsizligina: Kur’an’da tekil olarak "yevm" (gün) kelimesi: 348+16=364 defa geçmektedir. Ayrica, 5 yerde "yevmiküm" (gününüz); 5 yerde "yevmihim" (onlarin günü); 68+2=70 defa "yevmeizin" (o gün) seklinde geçmektedir. Bunlarin hepsinde de ‘yevm’ kelimesi, (zamirler ne olursa olsun) tekildir ve 364 sayisina eklenmelidir. Eklendiginde 364+80=444 sayisina ulasilmaktadir. Iste Çelakil arayacaksa bu rakamda bol bol sir aramalidir... ‘Günler’ (eyyam) kelimesi ise, Çelakil’in yazdigi gibi 30 defa degil, 24+4=28 defa geçmektedir. Hiç degilse 28 rakami üzerinden tezini yürütseydi, "az bir farkla" mucizeye yaklasmis olurdu... Öte yandan, ‘günler’ (eyyam) kelimesi çoguldur ve ikiden fazla bütün sayilar çoguldur. Yazar, ‘eyyam’i nasil olup da ‘bir ay’a tekabül ettirmektedir, anlamak mümkün degildir. ‘Ay’ (sehr) kelimesine gelince: Çelakil’in iddia ettigi gibi, ay kelimesi sadece 12 defa geçmiyor. Tekil olarak "es-Sehru" 10, "sehran" iki defa geçmekte, toplam 12 etmekte; 2 yerde "sehrayn" (iki ay); bir yerde "es-Sühur" (aylar), 6 yerde de "eshur" (aylar) olarak geçmekte; çogullarin sayisi 7, tesniye (ikili)nin sayisi 1, tekillerin sayisi da 12 olmak üzere toplam 20 etmektedir. Iste mucize, çikacaksa bu 20 rakamindan çikmaliydi... Yukarida seytan ve melek konusunda tekil-çogul demeden hepsini karistirip ama tekilmis gibi islem yürüten yazar, ‘ay’ konusunda tekille-çogulu tefrik etme geregi duymakta. Bu konunun asil can alici noktasina gelince: Kur’an’da yevm kelimesi çogunlukla, Çelakil’in zannettigi gibi su an bilinen anlamda, yani 24 saatlik bir zaman dilimi anlaminda degil, kiyamet ve ahiret anlaminda kullanilmistir. Çok az yerde, mesela 2/249, 5/3 (burada iki defa), 3/155, 166 gibi ayetlerde, bu dünyaya ait bir zaman birimi (24 saatlik zaman dilimi) anlaminda kullanilmaktadir. Sehr (ay) kelimesi ise, tek bir defa
bile ahiretle ilintili degildir, bilinen bir ay anlaminda kullanilir. Simdi, biri ahiret digeri bu dünyaya ait, yilin 1/12’si demek olan bir ay’i birbiriyle nasil ilintilendiriyor? Buradaki ‘yevm’ kelimesini mesela ‘saat’ kelimesiyle, veya ölüm (mevt) kelimesiyle, veya yeniden dirilme (ba’s) kelimesiyle, veya hesap, mizan, cennet ve cehennem gibi kelimelerle ilintilendirseydi belki mucizeyi tutturma sansi olabilirdi... Argo tabirle bunlar birer tüyodur, degerlendirmelidir bence... Zekat-Bereket ilintisi ‘Bereket’ kelimesi bizzat bu formuyla Kur’an’da hiç geçmemektedir. ‘Bereket’in çogulu (berakât) olarak ise üç ayette yer almaktadir. Fakat be-ra-ke kökünden türeme kelimelerin (bârake-tebârake-bâraknâ-mübârek-mübâraken gibi) geçtigi ayet sayisi toplam olarak 32’dir. Herhalde, Çelakil’in bilgisinden(!) istifade ettigi ‘Kur’an uzmani’ ona bu sekilde fisildamis, buradaki her kelimenin ‘bereket’ anlamina gelecegini söylemis olmalidir. Simdi burada, Kur’an’la ilgili çok ciddi bir samimiyetsizlik, bir bilimsel(!) ikiyüzlülük örnegi sergilenmektedir: Bereket söz konusu olunca, -Çelakil’in anladigi manada- ‘bereket’le alakali-alakasiz bütün türevleri hesaba katiyor, ama ‘zekat’ söz konusu olunca, sadece ‘ez-Zekat’ kelimesini esas aliyor, türevlerini atliyor. Oysa, ‘zekat’ kelimesi 32 ayette geçmesine karsin, 27 ayette ‘zekat’in türevleri kullanilmaktadir. Eger burada ‘ez-Zekat’la yetinmek gerekiyordu ise, ‘bereket’de de ayni yöntem takip edilmeli degil miydi? Bu kurala uyulsaydi, zekat-bereket ilintisi söyle olacakti: zekat: 32, bereket: 0.
Sarap-Sarhosluk ilintisi Kitapta sayfalar ilerledikçe yazarin Kur’an hakkindaki cehaleti de derinlesmektedir. Kitapta iddia edildigi gibi, Kur’an’da ‘sarap’ kelimesi’
6 yerde geçmekte degildir. Sarap kelimesi 11 yerde geçmekte, fakat bunlarin hiçbiri de sarhos edici (alkol) anlaminda degildir. Bilindigi gibi Kur’an’da alkolün karsiligi ‘hamr’ kelimesidir. ‘sarap’ kelimesi ‘içecek’ demektir ve ancak Türkçe’de bir tür alkol anlamina gelmektedir. Kur’an’da kullanilan ve KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI kitabinin yazarinin ‘alkol’ saydigi 11 adet ‘sarap’ kelimesi arasinda, ‘hayvanlarin karinlarindan çikan süt’ de bulunmaktadir. 1400 Senelik sirlari ilk defa kesfeden Çelakil, ‘süt’le ‘sarabi’ birbirinden ayiramamaktadir. Üstelik burada yine ‘sarap’in türevlerini görmezlikten gelmistir. ‘Sarhosluk’ olarak adlandirdigi ‘sekr’ kelimesi ise evet, türevleriyle birlikte toplam olarak 7 defa kullanilmaktadir, fakat birinde (15/15) ‘büyülenmek’ anlaminda, birinde (50/19) ‘ölüm sarsintisi’ anlamindadir.
Kuran’in Sifresi Çözülüyor!
Sansasyonel kitabin 51. sayfasindan itibaren, "Ilk kez bu kitap vasitasiyla kamuoyuna duyurdugumuz sifre" palavrasiyla, tamamen uydurma, yakistirma ve çocuk oyuncagi türünden islemler basliyor. Yazar ilk olarak Kamer suresinden ise basliyor, Kamer suresinde aya çikis tarihini ariyor ve tabi bu büyük sirri buluyor! Yazarin bu sirlari nasil kesfettigi(!) bakiniz su cümlelerde nasil ifsa oluyor: "Bu sayi dizileri üzerinde yüzlerce alternatif matematiksel islemler yaparak bir seyler bulmaya çalisirken..." (s.56) Anlasilan o ki, bu genç adam, aydan (kamer) bahseden bir surede mutlaka aya iliskin bir seyler bulurum inanciyla ise koyulmus, sonra surenin mealini bir-iki kez
okuyup, tekrar eden cümlelerdeki ‘1400 senelik büyük sirrin’ ve bu isin sonundaki "büyük reklam pastasi"nin kendisini bekledigini çakmakta gecikmemis ve 15-17-22-32-40-51; 16-18-21-30; 37-39 sayilariyla adeta bogusmus. Mutlaka çok sayida çarpma-toplama-çikartma-bölme islemi yapmis, aza koymus dolmamis, doluya koymus almamis, hasili ancak bula bula 1423 sayisini bulmus. Fakat, meger ki bu sayi da, aya çikis tarihi olan Hicri 1389 tarihinden 34 yil daha fazlaymis! Mucize olmadi! Fakat ümitsizlige
düsmek Ömer Çelakil’a yarasmaz! Bir düsünsün bakalim, mutlaka bir çare bulunmalidir: Evet kesfetti Çelakil, hani daha önce, yukaridaki birinci ve ikinci grup sayilardan birtakim hokus-pokuslarla 51-54-62-73 sayilarini elde etmisti. Bu sayilarin basamak degerlerini (‘niye’ diye sormayin; hikmetinden sual olunmaz) toplayip 1423’den çikartirsa iste mucize orada durmaktadir: 51-54-62-73 sayilarinin basamak degerleri toplami 33 ediyor. 1423-33=1390. Hay Allah, mucize tuttu tutmasina ama, bir yillik (‘az bir’) farkla. Miladi olarak 1970, hicri olarak 1390 çikti. (s.60) Halbuki 1389/1969 çiksaydi tam isabet olacakti... Ama neyse, yine de mucizedir, hiç yoktan iyidir...
Iste Çelakil’in Kamer suresinden çikarttigi "aya gidildigini haber veren mucize", 1400 senedir kimsenin kesfedemedigi büyük sir... KUR’AN-I KERIM’IN SIRLARI kitabinda, daha önce dedigimiz gibi, "Kur’an-i Kerim’in Gerçeklesen Kehanetleri" basligi altinda I. Dünya Savasi (Enfal  suresinden), Helikopterin icadi (Nahl Suresi), Telgrafin bulunusu (Kalem suresi), Telefonun icadi (Sa’d suresi), Suriye ve Filistin’in fethi (Fetih suresi), II. Dünya savasi (Ahzap suresi), Rum Devleti’nin yikilisi (Rum
suresi), Otomobilin icadi (Fatir, 27; Sebe, 1-54), Misir’in Fethi (Yusuf, 99) gibi icad, kesif ve hadiseleri, daha dogrusu büyük sirlari islemektedir! Buraya kadar olan kisim, kitabin hemen hemen yarisini teskil etmektedir. Bundan sonraki bölümünde "KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI’NDE GIZLENEN BILIMSEL VE ASTRONOMIK BILGILER"; "KUR’AN-I KERIM’IN SURE NUMARALARINDAN ÇIKAN SAYISAL MESAJLAR" VE "KUR’AN-I KERIM’IN 2000’LI YILLARLA ILGILI SIFRELI MESAJLARI" basligini tasiyan üç bölüm daha bulunmaktadir. Ancak, bu bölümleri detayli sekilde incelemeyi ne gerekli görüyorum, ne de bir ‘okuyucu’ olarak buna tahammülüm var. Bununla beraber, çok kisa bir iki garabete daha degindikten sonra bu iskenceye son vermek istiyorum. Kitabin 178. sayfasinda, Demirin atom numarasi incelenirken bakiniz, 1400 yildir kesfedilmemis olan, büyük sirlar nasil da kesfediliyor: "Felyevme la yu’hazu minkum fidyetun" "Hadid suresi’nin bir baska ilginç özelligi de surenin tam merkezindeki ayetin, demirin kimyasal sembolü olan ‘Fe’ harfleriyle baslamis olmasidir." (s.178) Iste, Kur’an’in sifresi hakkinda bilimsel bir kitap yazan, 1400 senedir kesfedilmemis büyük sirlari ilk kez açiklayan bir yazarin bilgi seviyesi... Kur’an’in dilinin arapça oldugunu, demirin sembol harflerinin latince oldugunu bilmeyecek kadar bilgi yoksunu, belki de bildigi halde, kasti mahsusa ile böyle davranan bir sarlatan... Bilmek zor. Kur’an Sifreler Kitabi degil, Iman ve Amel Kitabidir Kur’an, bu kitaplarda ortaya konulan safsatalardan, sinsi tuzaklardan münezzehtir. Kur’an, Rabbul alemîn’in yeryüzüne müdahalesidir, insani egitmek, terbiye etmek için gönderdigi buyruklaridir. O bir hayat projesidir. Kendisi Allah’in bir kulu olan insana, kendisini yoktan var eden Allah’in, nasil yasayacagini tarif etmek üzere elçisi Muhammed (s.a.v)
vasitasiyla inzal ettigi bir akide ve amel ilkeleridir. Kitabun mubîn’dir. Kur’an, yine kendisinin tanimlamasiyla bir urvetül vüskâ’dir. Yani, kopmak bilmeyen, insanoglunun rahatlikla güvenebilecegi, saptirmasi olmayan, insana tuzak kurmayan, aldatmayan, kandirmayan, kötü olan hiçbir seyi tavsiye etmeyen, iyi (salih/hayirli) olan hiçbir seyi yasaklamayan gerçek bir kurtulus programidir. Peygamberimiz Muhammed (a.s) ise, Kur’an’in, iki ayagi üzerinde yürüyen hareketli timsalidir. Kur’an asla bir sirlar kitabi degildir. Sifreler kitabi degildir. Kur’an’in bir tane bile ‘sifresi’ bulunmaz. Kur’an’in emir ve yasaklari herkese açiktir. Herkes açar okur ve anlar. Elbette ‘anlama özrü’ bulunanlar, ya da kast-i mahsusa ile Kur’an’i anlamamak isteyenler anlamazlar. Kur’an’in mevcut kompozisyonuna göre, fatihadan sonraki hemen ilk sayfada, "Iste bu
Kitap; onda hiçbir kusku yoktur!" buyurulmaktadir. Kur’an’i bir sifreler kitabina dönüstürmek ona kusku düsürmek, süphe sokmak degil midir? Kur’an’da en az on ayette Kur’an için "Kitabun mübîn" (apaçik kitap) denmektedir. Bundan daha fazla ayette de Peygamber (a.s) için "Rasulun mübîn" (apaçik bir elçi) ya da bu mealde bir sifat kullanilmaktadir. Su halde, "apaçik" bir Kitab’i, kirk dereden kirk su getirerek, kelimelerin altindan girip üstünden çikarak, en olmadik matematik hesaplari yaparak
ancak çözülebilen bir sifreler kitabi’na dönüstürmek, Kur’an’a hizmet degildir, olsa olsa ihanettir. Kur’an ancak böyle inkar edilir. Yasayanlari uyarmasi için Rasulü Muhammed’e Allah’in inzal ettigi kitabi apaçik degil de kapali/sifreli bir kehanetler kitabi olarak algilamak, Allah’a yapilabilecek en büyük bir iftiradir. Böyle bir girisimin bence Ehl-i Salip’in "Allah üçün üçüncüsüdür" sözüyle özetlenen teslis akidesinden farki yoktur.
Kur’an’in sözde sifrelerini 1400 senedir kimsenin anlamadigini iddia etmek,bir açidan dogru, bir açidan ise çok ciddi bir ilhaddir. Dogrudur, çünkü olmayan sifreyi kimsenin, ve bu arada Peygamber (a.s)in anlamasini beklemek safdillik olur. Yanlistir (ilhaddir) çünkü, bu sözle verilmek istenen mesaj, bu birinciden farkli bir seydir. Verilmek istenen mesaj sudur: Bu Kur’an’i bugüne kadar kimse anlamadi, Peygamber Muhammed (a.s) de dahil! Kur’an, bilindigi ve iddia edildigi gibi bir vahiy kitabi degildir! Kur’an
hakkinda kesin kanaat sahibi olanlar [‘barbar müslümanlar’!] bilmeliler ki Kur’an, sifrelerle ancak çözülür. Sifreler çözüldükçe, sizin kara bildiginiz ak, ak bildikleriniz kara çikacaktir! Bu sifreleri de ancak, matematik bilen, TÜBITAK ödüllüsü büyük bilim adamlari anlarlar! Öyleyse ey ‘barbar müslümanlar’! Kur’an kaynakli bütün imaninizdan kuskulanabilirsiniz! Mü’minleri Kur’an hakkinda vesveseye sevketmek, kafirlerin en büyük arzusudur. Bunun için bazi çevreler, bilinçli bir sekilde Kur’an’in Tevrat
ve Incil’le ayni türden bir kitap oldugu kanaatini yaymaya çalismaktadirlar. Bu cümleden olarak son yillarda Dinler arasi diyalog
faaliyetleri atak üstüne atak yapmaktadir. Bu konsillerde "Üç Büyük Din" gibi sözlerle, Islam dini, muharref Yahudilik ve Hristiyanlikla ayni seviyede gösterilmek istenmektedir. Bugün yeryüzünde, dine dayali bir medeniyet, müslümanca bir toplum
olusturmaya elverisli, daha dogrusu bunu emreden yegane kaynak Kur’an’dir. Kur’an’i, "radikal Islam", "siyasal Islam" gibi adlarla andiklari müslümanlarin referansi olmaktan çikartmak, Islam düsmanlarinin en ciddi projesidir. Zaten Kur’an’da sifre arayan saçi uzun akli kisa körpe müneccimler, dikkat edilirse, bir kelimeyle bile, Kur’an’in iman ve amel prensiplerine atifta bulunmamaktadirlar. Kur’an’in nasil bir toplum olusturmak istedigi, bu kisileri hiç alakadar etmemektedir. Bütün yaptiklari, tipki Israilogullarinin kurban (inek) kesmemek için Allah’in emrini sulandirmalari, lafi yokusa sürmeleri gibi çekistirmek, Din’i zorlastirmak ve kapali hale getirmekten ibarettir. Kisacasi Kur’an, iman etmeyi ve müslümanca yasamayi gerektiren bir
kitaptir. Kehanet kitabi degildir. Bilakis o, kehanet gibi beseri sapikliklari ortadan kaldirmak için gelmistir. Peki bu kitap ne amaçla yazilmistir? Süphesiz kalpleri bilen Allah’dir, ama benim galip zannim odur ki, bu kitabi, Ergun Candan ve Sinir Ötesi Yayinevi(?)nin -varsa- baska yetkilileri, imzasini kullanmak üzere birilerini aramislar, oltaya Ömer Çelakil adindaki genç bir ögrenci takilmistir. Çok büyük ihtimalle Ömer Çelakil da ‘ne yaptiginin’ farkinda olamamistir. Bu kitabin sirf para kazanmak amaciyla yazildigini da düsünmüyorum. Asil amaç, Kur’an üzerinde tasarlanan bir projeyi gerçeklestirmektir. Yani birazcik ‘komplocu’ düsünmenin pek bir sakincasi yoktur... 
Sonuç
Ben, "KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI" kitabinin yazarina ve bundan sonra çikmasi muhtemel benzeri yayinlarin sahiplerine, Kur’an’dan hareketle küçük bir hatirlatma yapmak istiyorum, o da sudur: Kur’an, "sarhosken, ne dediginizi bilinceye kadar namaza yaklasmayin" buyurmaktadir. Namaz kilmak, sonuçta Kur’an okumaktan gayri bir sey degildir. Öyleyse, insan "ne dedigini bilinceye kadar" Kur’an okumamali, Kur’an’dan anlamlar, kendince mucizeler, sirlar, sifreler vs.. çikartmaya yeltenmemeli, hatta Kur’an’a el bile sürmemelidir... Evet, Kur’an’a abdestsiz el sürülebilir ama, ne dedigini bilmezken sürülmemelidir. Kisi (buna Zeyd de diyebilirsiniz!) ne zaman ki, ne dedigini, ne okudugunu bilecek kadar ‘ayik’ bir kafaya sahip olur, o zaman oturup, kovulmus seytanin serrinden Allah’a siginmali, besmeleyi okumali, Allah’dan gögsünü açmasini, anlama yetenegini gelistirmesini, dilindeki baglari çözmesini talep ederek ve Kur’an’i anlamayi, ona gerçekten iman etmeyi umarak, dileyerek, niyaz ederek Kur’an’i tertil ile okumaya baslamalidir. Hatirlatalim, bunu yaparken abdest almasi sart olmadigi gibi, kibleye dönmesi, kafasina bir takke geçirmesi de gerekli degildir. Hatta masada oturmasi zor geliyorsa, söyle hafiften yan yatarak
da okuyabilir... Insanlarin çogu, "ne dedigini bilecek kadar" ayik bir kafayla Kur’an okumadiklari için, her türlü sapik fikri ona dayandirabilmektedirler. Oysa Kur’an, salim bir akilla ve gerçekten onu anlamak, iman etmek için okuyan kimselere kendini açacaktir. Kur’an mü’minlerin imanini artirir, kafirlerin de küfrünü. Kur’an ancak mü’minler için sifadir. Putperestler için ise, seytanin insani kuskuya düsürmesi, seytani emellere kapilmasi için kiskirttigi bir vesiledir. "Kur’an-i Kerim’in Sifresi" kitabini yazanlar, Kur’an’in Rabbi’ne tevbe borçludurlar. 
Dipnotlar 
- Ömer Çelakil, Kur’an-i Kerim’in Sifresi, Sinir Ötesi yayinlari, Ist-2002, 1. Bsk. 341 sayfa.
- Mesela Said Nursi Felak suresinin ilk ayetinin (qul euzü bi-rabbil felak) cifr hesabiyla 1352-1354’e tekabül ettigini ve ikinci dünya savasina delalet ettigini iddia eder. (Sualar, Envar Nesriyat, Ist-1994, s.267); 
2/Bakara suresinin 256. ayetinin (Dinde zorlama yoktur) ebced hesabiyla (degeri: 1350) Laik cumhuriyetin kurulusuna isaret ettigini söylemektedir.
(Sualar, s.271) (Bu örnek Said Nursi’nin, laikligi ‘dinde zorlama yapmamak’ olarak anladigini gösterir!). Bunun gibi yiginlarcasi Risale-i Nurlarda mevcuttur.
- Ergun Candan, "SON ÜÇ PEYGAMBER" adli diger kitabinda, din bilgisini ele veriyor. Candan, Merve Kavakçi’nin basörtüsü davasindan rahatsiz oldugunu gizlemiyor. Candan’a göre, sekil yerine, dinin biraz da "ezoterik-batini" tarafiyla ugrasilsa iyi olurmus... (s.25) Candan, Seriatin günümüzde uygulanamayacagi kanaatindedir. (s.236) Bu kisi, bilmedigi sularda kulaç atmakta, Peygamber ve Kur’an hakkinda gerçekten iftiralar düzmektedir. Seytan ayetleri masalini isitip, "kamuoyunda dile getirilen ayet" gibi iddialar ortaya atmaktadir. (s.314-315) Bu konuyu islerken Peygamber (a.s)i bir medyum olarak lanse etmekte, seytanin onun zihnine parazit tesirler kattigini ileri sürmektedir. 
SINIR ÖTESI YAYINEVI, baska isimler altinda da yayin yapmaktadir. Kanaatimce ‘nokta yayinlari’ diye bir yayinevi de ayni sahislara aittir. Bu yayinevinin elime geçen tek kitabi "KUR’AN’DA GIZLENEN TARIHLER" adli kitaptir ve Serkan Tekin adinda birisi yazmis. Fakat gerek yayinevinin amblem biçimi, gerek iç düzen ve dizgi biçimi, bilhassa sure meallerinin verilis tarzi, isledigi konular ve ebced hesabina olan vurgusu bu kitabin ayni kadroya ait oldugunu düsündürmektedir. 
Bu kitapta, Kur’an’da gizli olup ilk defa kesfedildigi iddia edilen büyük sirlara bakiniz: 
Ampulün icadi; 5 vitesli otomobilin icadi (Adiyat suresi de gerçekten iyi seçim!!!); Biçerdöverin icadi (6/141; 2/286); sondajin icadi (2/60); 1969’da aya gidilmesi (Insikak suresi ve Rahman suresi); Israil devletinin kurulus ve yikilis tarihleri (17/Isra, 104 ve surenin tamami) (Israil devleti cifr hesabina göre 2008’de yikilacakmis!). Bunlarin disinda kiyamet alametleri olarak mehdi, deccal, 2003 savasi gibi sirlar ifsa edilmektedir. Son olarak duyuralim ki, Usame bin Ladin 2003 yilinda öldürülecekmis. 
www.iktibas.info

 
ŞÜPHESİZ DOĞRUYU SADECE VE SADECE ALLAH-U TEALA BİLİR


BU SİTELERİ ZİYARET ETTİNİZ Mİ

 


ZİYARETÇİ SAYIMIZ