|
Mehmed DURMUS
GIRIS
Kur’an’in tahrif edilmemis yegane vahiy olmasi, dostlarini (=velilerini:
mü’minleri) alabildigine sevindirirken, düsmanlarini da alabildigine
kahretmektedir. Fakat kahrolan düsman, üzüntüyü birakip, yine de, "elden
gelecek bir seyler olabilir mi?" diye arayisini sürdürmektedir. Belki de,
Kur’an’in ‘sifreli’ bir kitap oldugu, 1400 senedir bu sifreleri kimsenin
anlamadigi ve çözemedigi gibi iddialar bu kabil degerlendirmeye
müstehaktir...
Bu yaziyi kaleme alirken, "bir delinin bir kuyuya attigi bir tasi
çikartmaya çalisan kirk akilli"dan biri konumuna düsmek gibi bir riski
gögüslemek gerektiginin farkindayim. Bununla beraber, susmakta ikrar
anlamina gelebilirdi...
Eylül/2002 tarihinden beri (on aydir) gündemde, bir tip ögrencisi oldugu
söylenen Ömer Çelakil’in imzasini tasiyan, KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI
adinda
bir kitap var. Bu kitapla ilgili kanaatlerimi IKTIBAS okuyucusu ile
paylasmak istiyorum.
Kitabi kim, niçin yazdi?
"Kur’an-i Kerim’in Sifresi" adini tasiyan sözde kitabin yazari kimdir? Her
ne kadar kitabin yazari Ömer Çelakil görünüyorsa da, bu, bildigimiz
anlamda
bir yazarlik degildir. Çünkü kitabin künye sayfasinda söyle bir not yer
almaktadir: "Bu kitap, Ömer Çelakil’in çalisma notlarindan Ergun Candan
tarafindan hazirlanmistir." Bu kadarcik kisa bir not, kitabin serüvenini
anlatmaya yetmektedir. Zaten hatirladigim kadariyla Ceviz Kabugu
programinda da Hulki Cevizoglu’nun sorgulamalariyla, kitabin tamaminin
kendisi tarafindan yazilmadigini, kendisinin verdigi notlarda bazi(?)
degisiklikler yapildigini Ömer Çelakil itiraf etmisti. Su halde kitabin
bir
kisim dökümanlari ve belki bazi bölümleri Ömer Çelakil’a aitse de, asil
yazari Ergun Candan imzasini atan kisidir.
Kitabin ‘niçin’ yazildigina iliskin kanaatimi ise, yazinin sonuna
sakliyorum.
Nasil Reklam Ama?!
Çagimiz gerçekten bir ‘cilali imaj’ devri. Gücü elinde bulunduran bir
‘sebeke’, diledigini vezir ediyor, diledigini rezil. Bir zamanlar benim
kusagim, (müslümanlar) sirf ‘radikallik’ olsun diye Cumhuriyet gazetesi
okurdu. Ama bunu niye yapardi, kimse tam olarak izah edemezdi. Simdi de,
"Kur’an-i Kerim’in Sifresi" türünden kitaplar, kapitalizm tapinaginin
‘ezanlari’ olan reklamlar sayesinde herkes tarafindan tüketiliyor. Hiçbir
ilmi degeri olmayan, biçiminden baska hiçbir ‘kitap’ özelligi tasimayan
bir
sözde kitap, çok ciddi tartisma ve haber programlarina konu(k) olabiliyor.
‘Izleyiciler’ ise, bunda bir keramet olduguna inandiriliyor.
Eskiler "edep ya hû" derlermis. Evet, insan biraz edepli olmali degil mi?
Su cümleleri okursaniz, edebin neden gerekli oldugunu anlarsiniz:
"Lise yillarinda TÜBITAK matematik birinciligini kazanan yazarimiz, 1400
yildir fark edilmeyen, gelecege ait gizli bilgilerin Kur’an-i Kerim’de
bulundugunu, kendisinin çözdügü bir sifreyle ortaya çikartti. ... Sifre
herkes tarafindan kolaylikla uygulanabilme özelligine sahip oldugu için
bundan sonra, bu sifreyle çalisacaklarin, daha fazla bilgiye de
ulasilabilecegini [‘ulasabileceklerini’ olmaliydi-M.D] tahmin ediyoruz.
Gerçekten inanilmaz... Gerçekten çok çarpici..." (Kitabin arka kapak
yazisindan).
Dikkatinizi çekmistir, yirmili yaslarda bir delikanli, 1400 senedir fark
edilmeyen, gelecege ait gizli bilgileri kesfetmis! Çünkü o, lise
yillarinda, TÜBITAK matematik birincilik ödülü almismis! Matematik her
sirri çözermis! Basta, Kur’an’in yed-i emin’i, Kur’an’la özdeslesen,
Kur’an
ugruna, katlanmadigi sikinti kalmayan Peygamber Muhammed (a.s) bu sirlari
bilememis, ondan sonra gelen binlerce Kur’an ögrencisi ve hatta Kur’an’i
pek çok müslümandan daha titiz bir ‘bilimsel’ tedkikten geçiren
oryantalistler de kesfedememisler ve bu büyük mucize, matematikten anlayan
bir genç ögrenciye nasip olmus! Bu söze ne demeli? Bu ne kadar büyük
reklam
böyle! Bu nasil da boyundan büyük laftir öyle! Haddi nasil da asmaktir
öyle! Ne cüretkarliktir! ‘Inanilmaz’, ‘çok çarpici’ denilen iddialar,
yiginlarca yanlis yumagindan baska bir sey degil.
Bilimsellik Görüntüsünde Kur’an’a Saldiri
Kitapta, Kur’an’in güya gelecekte olacagini haber verdigi hadiselerden
bahsedilirken "Kur’an-i Kerim’in Kehanetleri" basligiyla, Kur’an’in bir
kehanetler kitabi oldugu söylenmis olmaktadir. Bu söz, yazarin en büyük
saygisizligidir ve aslinda kitabin yazilis amaci bu kelimelerin arkasinda
gizlidir. Çünkü ‘kehanet’, gelecekten haber verdigini iddia eden
falcilarin
isidir. Bu kimselere ‘kâhin’ denmektedir. Bunlar, vahye dayanmadan bu
bilgileri verdiklerini iddia etmektedirler. ‘Orta çag’, bir asagilama
sifati olarak kullanilmasina ragmen, modern putperest cahiliyye toplumlari
da modern kehanetlere inanmaktadir, tipki ortaçag toplumlari gibi. Mekke
kafirleri Peygamberimize "sen bir kâhinsin, ya da mecnunsun (cinlenmis)"
demislerdi. Arkasindan, "Sairdir, bekliyoruz, görün bakin (Muhammed’e)
zaman neler yapacak!" sözleriyle, Peygamber (a.s)in türlü belalara maruz
kalacagi beklentisine girmislerdi. (52/Tur, 29-30) Kur’an’da ‘kâhin’ sözü
iki yerde geçmektedir.
Bunlardan biri Hakkâ suresindedir:
"Hayir, görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim: Süphesiz o
(Kur’an) Serefli bir Elçi’nin sözüdür. O, bir sairin sözü degildir. Ne de
az inaniyorsunuz! O bir kâhin sözü de degildir. Ne de az düsünüyorsunuz!"
(69/Hakkâ, 38-42)
Bu ayetlerde Kur’an’in bir kehanet kitabi, Muhammed’in de bir kâhin
olmadigi beyan edilmektedir. Daha dogrusu bu vehimi tasiyan Mekke
müsrikleri paylanmaktadir. Simdi, "Kur’an-i Kerim’in Sifresi" gibi
iddialari nasil yorumlamak gerekir? Ben bu çabalarin kesinlikle siradan
bir
bilgi eksikligi, basit bir cehalet oldugu kanaatini tasimiyorum. Bunun,
Kur’an’a yapilmak istenenlerle bir ilgisi oldugunu düsünüyorum.
Kitapta Kur’an’a saygisizca ve pervasizca atfedilen ‘kehanetler’
cümlesinden olarak I. Ve II. Dünya savaslari, helikopter, telefon, telgraf
ve otomobilin icadi, Suriye ve Filistin’in fethi, Rum Devleti’nin fethi,
Misir’in fethi gösterilmektedir. (s.71-163)
"Kur’an-i Kerim’in Sifresi" kitabinin yazar(lar)inin Kur’an bilgisi sifir
düzeyinde. Dolayisiyla, Kur’an’a iftira attiginin farkinda bile degil. Bu
olaylardan sadece Rumlarla ilgili haber Kur’an’da geçmektedir, fakat onu
da
yanlis vermektedir. Çünkü Kur’an Rumlar’in (Bizans’in) yenildiklerini ama
bilahare (birkaç yil içinde) galip geleceklerini bildirmektedir. Bu
durumda
ayetlerin akisindan, Persler’in yikilacagi anlamini çikartmak mantikli
iken, o, Bizans’in yikilacagini haber verdigini iddia etmektedir. Bunun
disindaki, "Kur’an’in Kehanetleri" olarak adlandirdigi olay ve icatlarin
tamami uydurmadir, Kur’an’a yakistirmadir, Kur’an’i batil bir tevile alet
etmektir. ‘Bilimsel tefsir’ saplantisinin en kötü bir versiyonudur. Bence
bu tür kitaplar, Seytanin sagdan, soldan, önden, arkadan yanasma
taktiklerinin, ‘sagdan’ olanidir. Bir sekilde Kur’an surasindan burasindan
çekistirilerek özgünlügü zedelenmek, tipki Tevrat’in akibetine ugratilmak
istenmektedir. Kur’an bir ‘kehanetler kitabi’ derekesine indirildigi
zaman,
özgünlügü bitmis demektir. Kur’an’i açikça inkar etmenin mümkün olmadigini
bilen mihraklar onu, sifre, kehanet, sir gibi seytani oyunlarla tahrif
etmek istemektedirler.
Kisacasi Kur’an’a kehanet sifatini yakistirmak, müstesriklerin bile
yapamadiklari çok ciddi bir cüretkarlik ve haddini bilmezliktir.
‘Kur’an-i Kerim’in Sifresi’ Kehanet ve Ebced Hesabina Dayanmaktadir
Kitap tamamen sirciliga, ebced hesabina, kehanet masallarina dayanmaktadir.
Yazar ebced hesabinin temelde Fisagor’a dayandigini, Ibranice’de bunun
Gematria dendigini, Arapça’ya ebced hesabi adiyla geçtigini açikça
belirtmektedir. (s.12) Islam hakkinda ortaya atilan bir çok sapik fikrin,
Allah’in gayb olarak adlandirdigi alanlarda fikir yürütmelerin tamami isbu
uydurma ebced hesabina dayanmaktadir. Kitapta da deginildigi gibi, bu tür
kehanet yöntemleri ezoterizmde (batinîlik) ve tasavvufta bolca
kullanilmistir.
Ebced hesabi, Said Nursi’nin kitaplarinda da çokça bulunmaktadir. Kur’an-i
Kerim’in Sifresi kitabina benzeyen, çok büyük ihtimalle müstear isimle
ayni
kisilerin yazdigi, ‘KUR’AN’DA GIZLENEN TARIHLER’ isimli bir kitap nokta
yayinlari logosuyla, (güya farkli bir yayinevi tarafindan) yayinlanmis. Bu
kitap, Ömer Çelakil’in kitabinin yayin tarihinden (Ist-Eylül/2002) sadece
iki ay sonra (Ist-Kasim/2002) yayinlanmis gözükmektedir. Kitabin yazari
olarak Serkan Tekin ismi bulunmaktadir. Iste bu kitap da tipki ‘Kur’an-i
Kerim’in Sifresi’ ile özde ayni konulari, ayni bakis açisiyla islemekte
olup, bastan sona akil almaz ebced hesaplariyla doludur ve sik sik Said
Nursi’nin kitabindaki ebced hesaplarina atifta bulunmaktadir.
‘Kur’an-i Kerim’in Sifresi’ kitabinin GIRIS bölümünde ‘Sayilarin Gizli
Dili’ basligi altinda 1, 2, 3, 4, 5, 7, 12, 22, 23, 40, 41, 50 sayilarinin
‘gizli dili’ ve ezoterik degerleri(!) üzerinde durulmaktadir. Tabi, 1’den
50’ye kadar olan sayilardan oniki tanesi var da, otuz sekiz tanesi neden
yoktur, neden 50 sinir olmakta, 50’den sonrasi da yer almamaktadir, bu
seçim hangi kurala dayanmaktadir, bunun herhangi bir açiklamasi yok.
Yukaridaki rakamlarla ilgili açiklamalar da Yahudi kabalizmine ve baska
ezoterik mitolojilere ait bilgiler olup, Kur’an gibi yüce bir kitapla en
küçük bir alakasi bulunmayan hurafelerdir.
Bu bahsi muglakliklarla kapatan yazar bundan sonra, "Matematigin
Kur’an’daki Yeri"ne lafi getirmekte ve 1400 senedir kimsenin (Peygamber
as’in bile) kesfedemedigi sirlari kesfetmenin dayanilmaz hafifligiyle
mucizeleri birer birer siralamaktadir:
"Birbirleriyle ilintili sözcüklerin tekrarlanis oranlari" basligi altinda
yer verilen büyük sirlar sunlardir:
Yedi Gök-Göklerin yaratilisi; Dünya-Ahiret; Seytan-Melek; De-Dediler;
Gün-Günler-Ay; Bitki-Agaç; Ceza-Affetmek; Zekat-Bereket; Rahmet-Hidayet;
Iyiler-Kötüler; Yaz Sicak-Kis Soguk; Sizi Yaratti-Kulluk; Sarap-Sarhosluk;
Zenginlik-Fakirlik. Yazar, bu konu ve kavramlarin, (kendi deyimiyle,
"birbirleriyle ilintili sözcüklerin") Kur’an’da tekrarlanis sayilarinin
ayni oldugunu ileri sürüyor ve buradan, daha önce hiç kimseye nasip
olmamis
müthis sirlar kesfediyor!
Her seyden önce, "birbirleriyle ilintili sözcükler" sözü oldukça kiytirik
bir tanimlama. Çünkü birbiriyle ilinti kurulmasi gereken sözcükler sadece
bunlar degildir. Yukaridaki gibi sadece iki kelime arasinda ilinti
kurulmasini yazara kim söyledi, bunu hangi gerekçeyle yapmakta, hangi
ilkeye dayanmaktadir? Mesela, seytan-melek arasinda ilinti kuruyor da,
cinlerle neden ilinti kurmuyor? Veya Iblis kelimesini neden isin içine
katmiyor? Kur’an’da sadece bu kelimeler arasinda mi ilinti kurulabilir?
Mesela, birbiriyle ilintisi/alakasi, ilgisi çok daha bariz olan
mü’min-kafir; mü’min-müsrik; müslüman-kafir/müsrik; mü’min-münafik;
haram-helal; hidayet-dalalet; hizbullah-hizbusseytan; cennet-cehennem;
kitap-kalem gibi kelimeler arasindaki ilintiye neden dikkat çekilmemis?
Üstelik, aralarinda sayisal bir ilinti sirri kesfettigini söyleyen yazar
hem yanlis bilgi vermekte, hem de yaniltmaktadir. Simdi bunlarin bir
kismini görelim.
Kitaptaki iddiaya göre Kur’an’da Yedi Gök yedi defa geçmekte, "Göklerin
Yaratilisi" da yedi defa geçmektedir. Tamam burasi dogru. Fakat, Kur’an’da
"Göklerin Yaratilisi"ndan sadece bu yedi ayette bahsediliyor degil ki.
Bunun disinda, onsekiz ayette "gökleri (ve yeri) yaratti" deniyor. Aradaki
tek fark, "yaratilisi" ile "yaratti"da mi? Birincisi masdar, ikincisi mazi
(geçmis zaman) fiil sîgasindadir. Madem Kur’an, iddia edildigi gibi sirlar
içeriyorsa, bunun kamil manada bir sir(!) olmasi için, göklerin
yaratilmasindan, bir biçimde bahseden ayetlerin tamaminda bu sirrin içkin
olmasi gerekmez miydi? Kaldi ki, eger bu bir sirsa, ‘körpe müneccim’in
iddia ettigi gibi bunu ilk defa nasil o kesfetmis olabilir? Anlasildigi
kadariyla yazar arapça bilmemektedir. Dolayisiyla ayetlerin sayisini,
türkçe yayinlanmis Kur’an fihristi kitaplarindan edinmis olmalidir.
Halbuki, Kur’an kelimeleri fihristi deyince akla Muhammed Fuad
Abdülbaki’nin ‘Mu’cemül Müfehres li-Elfazil Kur’an’ adli ölümsüz eseri
gelmektedir. Eger Çelakil’in iddia ettigi gibi, ortada bir ‘sir’ varsa, bu
sirri, Kur’an’in dilini bilmedigi halde, Kur’an’da hiç kimsenin bilemedigi
sirlari kesfeden, yani Kur’an’a hariçten gazel okuyan birisi degil, en
azindan, Kur’an’a ömrünü vermis bulunan M. F. Abdülbaki daha önce
kesfetmistir! Kaldi ki, tarihteki yüzlerce müfessir, ayetlerin bu kadar
basit sayisal degerlerinden haberdardi. Mucizeyi (sirri), gökler ve arzin
(kainatin) yaratilmasinda degil de, yedi rakaminda arayan fikr-i sefîllere
acimak gereklidir.
Simdi de, yazarin(!) kurdugu ‘ilintiler’in sihhatine bir göz atalim.
Seytan-melek ilintisi:
Çelakil ‘Seytan’ kelimesinin Kur’an’da 88 defa geçtigini ileri sürmekte.
Halbuki benim kaynagim Mucem’e göre, sadece ‘Seytan’ kelimesi 88 degil, 68
defa geçmektedir. Iki kere de ‘Seytanen’ seklinde (bir seytan demektir,
yani tekildir; diger kullanimlar arasina dahil edilmesinde sakinca
olamaz!); 17 kere "Seyatîn" biçiminde çogul olarak (seytanlar) ve bir kere
de "Seyâtînihim" (seytanlari) seklinde (yine çogul formuyla) geçmekte,
toplam 88 etmektedir. Melek kelimesine gelince, 68 defa "Melaike" seklinde
çogul, 5 defa "Melaiketehu, melaiketühu, melaiketihi" seklinde (yine
çogul), 13 defa "Melekun, meleken ve melekin" seklinde tekil olarak
geçmekte, toplam 88’i bulmaktadir. Yazar, okuyucuyu bir an için etkilemek
maksadiyla çala kalem, tekiline çoguluna bakmadan, müthis bir sir
kesfetmisçesine bu notlari vermekte, herhangi bir açiklama da
yapmamaktadir.
De-Dediler ilintisi: Yazarin kaydettigi gibi, Kur’an’da 332 defa "de!"
(qul) kelimesi geçiyor, fakat "dediler" (qâlû) kelimesi 332 defa degil,
331
defa geçiyor. (Bkz. Mucem) Arada bir fark var ve o farki nasil kapattigini
bilmiyorum. Asil dikkat çeken sey sudur: "qul" ile "qâlû" kelimeleri
arasinda bir ilinti kuruyor da, "qâle" (Kur’an’da kullanim sayisi:
529+43+1), "qâletâ" (2) "qâlehâ" (1), "yeqûlûne" (derler/diyorlar) (92),
"yeqûlü" (der/diyor) (68) kelimeleri (daha baska türevler de var) neden es
geçiliyor? Nedeni açik: Sadece "qul" ile "qâlû" kelimelerinin sayilari (o
da bir farkla!) birbirine denk görülmüs ve mal bulmus magribi misali
yapisilarak, bir sirrin kesfedildigi vehmine kapilinmistir.
Gün-Günler-Ay ilintisi: Yazar burada, ayetlerle ilgili sayisal verileri
saptirmada daha da ciddiyetsiz bir tutum içindedir. Kitaba bakilirsa,
Kur’an’da Gün: 365; Günler: 30 ve Ay: 12 kere geçmektedir. Isin garip
tarafi yazar bu verileri(!) sunmakta fakat üzerinde hiçbir yorum
yapmamaktadir. Fakat demek istiyor ki, bakin, Kur’an’da günlerin sayisi
matematiksel olarak bir ‘sir’ seklinde verilmis, yani günlerin sayisi 365
olarak verilmektedir! Bir ayin günleri sayisi 30 ve aylar 12 olarak tescil
edilmektedir! demek istiyor.
Halbuki Kur’an, Allah katinda aylarin sayisinin 12 oldugunu sir olarak
degil, açik açik bildirmektedir. (9/Tevbe, 36) Nazil oldugu günden beri,
onu okuyan herkese açik olan böyle bir ‘apaçik bilgi’ nasil sir olabilir?!
Tabi Ömer Çelakil Kur’an’i okumadigi için, bu ayetten habersizdir ve hem
Kur’an’a hem de Peygamber’e iftira atmaktadir. Bir ay miladi takvimde tam
olarak 30 gün olmadigi gibi, kameri takvimde hiç degildir. Kameri takvimde
aylarin bir kismi 29, bir kismi 30 gündür. Yilin günleri sayisi ise kameri
takvimde 354 gündür. Çelakil’in ilk defa kesfettigi sir oysa, miladi
takvime isaret olarak algilanabilir. Halbuki Kur’an miladi takvimi esas
almis degildir.
Simdi gelelim, verdigi rakamlarin tutarsizligina:
Kur’an’da tekil olarak "yevm" (gün) kelimesi: 348+16=364 defa geçmektedir.
Ayrica, 5 yerde "yevmiküm" (gününüz); 5 yerde "yevmihim" (onlarin günü);
68+2=70 defa "yevmeizin" (o gün) seklinde geçmektedir. Bunlarin hepsinde
de
‘yevm’ kelimesi, (zamirler ne olursa olsun) tekildir ve 364 sayisina
eklenmelidir. Eklendiginde 364+80=444 sayisina ulasilmaktadir. Iste
Çelakil
arayacaksa bu rakamda bol bol sir aramalidir... ‘Günler’ (eyyam) kelimesi
ise, Çelakil’in yazdigi gibi 30 defa degil, 24+4=28 defa geçmektedir. Hiç
degilse 28 rakami üzerinden tezini yürütseydi, "az bir farkla" mucizeye
yaklasmis olurdu... Öte yandan, ‘günler’ (eyyam) kelimesi çoguldur ve
ikiden fazla bütün sayilar çoguldur. Yazar, ‘eyyam’i nasil olup da ‘bir
ay’a tekabül ettirmektedir, anlamak mümkün degildir. ‘Ay’ (sehr)
kelimesine
gelince: Çelakil’in iddia ettigi gibi, ay kelimesi sadece 12 defa geçmiyor.
Tekil olarak "es-Sehru" 10, "sehran" iki defa geçmekte, toplam 12 etmekte;
2 yerde "sehrayn" (iki ay); bir yerde "es-Sühur" (aylar), 6 yerde de
"eshur" (aylar) olarak geçmekte; çogullarin sayisi 7, tesniye (ikili)nin
sayisi 1, tekillerin sayisi da 12 olmak üzere toplam 20 etmektedir. Iste
mucize, çikacaksa bu 20 rakamindan çikmaliydi... Yukarida seytan ve melek
konusunda tekil-çogul demeden hepsini karistirip ama tekilmis gibi islem
yürüten yazar, ‘ay’ konusunda tekille-çogulu tefrik etme geregi duymakta.
Bu konunun asil can alici noktasina gelince: Kur’an’da yevm kelimesi
çogunlukla, Çelakil’in zannettigi gibi su an bilinen anlamda, yani 24
saatlik bir zaman dilimi anlaminda degil, kiyamet ve ahiret anlaminda
kullanilmistir. Çok az yerde, mesela 2/249, 5/3 (burada iki defa), 3/155,
166 gibi ayetlerde, bu dünyaya ait bir zaman birimi (24 saatlik zaman
dilimi) anlaminda kullanilmaktadir. Sehr (ay) kelimesi ise, tek bir defa
bile ahiretle ilintili degildir, bilinen bir ay anlaminda kullanilir.
Simdi, biri ahiret digeri bu dünyaya ait, yilin 1/12’si demek olan bir
ay’i
birbiriyle nasil ilintilendiriyor? Buradaki ‘yevm’ kelimesini mesela
‘saat’
kelimesiyle, veya ölüm (mevt) kelimesiyle, veya yeniden dirilme (ba’s)
kelimesiyle, veya hesap, mizan, cennet ve cehennem gibi kelimelerle
ilintilendirseydi belki mucizeyi tutturma sansi olabilirdi... Argo tabirle
bunlar birer tüyodur, degerlendirmelidir bence...
Zekat-Bereket ilintisi
‘Bereket’ kelimesi bizzat bu formuyla Kur’an’da hiç geçmemektedir.
‘Bereket’in çogulu (berakât) olarak ise üç ayette yer almaktadir. Fakat
be-ra-ke kökünden türeme kelimelerin
(bârake-tebârake-bâraknâ-mübârek-mübâraken gibi) geçtigi ayet sayisi
toplam
olarak 32’dir. Herhalde, Çelakil’in bilgisinden(!) istifade ettigi ‘Kur’an
uzmani’ ona bu sekilde fisildamis, buradaki her kelimenin ‘bereket’
anlamina gelecegini söylemis olmalidir. Simdi burada, Kur’an’la ilgili çok
ciddi bir samimiyetsizlik, bir bilimsel(!) ikiyüzlülük örnegi
sergilenmektedir: Bereket söz konusu olunca, -Çelakil’in anladigi manada-
‘bereket’le alakali-alakasiz bütün türevleri hesaba katiyor, ama ‘zekat’
söz konusu olunca, sadece ‘ez-Zekat’ kelimesini esas aliyor, türevlerini
atliyor. Oysa, ‘zekat’ kelimesi 32 ayette geçmesine karsin, 27 ayette
‘zekat’in türevleri kullanilmaktadir. Eger burada ‘ez-Zekat’la yetinmek
gerekiyordu ise, ‘bereket’de de ayni yöntem takip edilmeli degil miydi? Bu
kurala uyulsaydi, zekat-bereket ilintisi söyle olacakti: zekat: 32,
bereket: 0.
Sarap-Sarhosluk ilintisi
Kitapta sayfalar ilerledikçe yazarin Kur’an hakkindaki cehaleti de
derinlesmektedir. Kitapta iddia edildigi gibi, Kur’an’da ‘sarap’ kelimesi’
6 yerde geçmekte degildir. Sarap kelimesi 11 yerde geçmekte, fakat
bunlarin
hiçbiri de sarhos edici (alkol) anlaminda degildir. Bilindigi gibi
Kur’an’da alkolün karsiligi ‘hamr’ kelimesidir. ‘sarap’ kelimesi ‘içecek’
demektir ve ancak Türkçe’de bir tür alkol anlamina gelmektedir. Kur’an’da
kullanilan ve KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI kitabinin yazarinin ‘alkol’
saydigi
11 adet ‘sarap’ kelimesi arasinda, ‘hayvanlarin karinlarindan çikan süt’
de
bulunmaktadir. 1400 Senelik sirlari ilk defa kesfeden Çelakil, ‘süt’le
‘sarabi’ birbirinden ayiramamaktadir. Üstelik burada yine ‘sarap’in
türevlerini görmezlikten gelmistir. ‘Sarhosluk’ olarak adlandirdigi ‘sekr’
kelimesi ise evet, türevleriyle birlikte toplam olarak 7 defa
kullanilmaktadir, fakat birinde (15/15) ‘büyülenmek’ anlaminda, birinde
(50/19) ‘ölüm sarsintisi’ anlamindadir.
Kuran’in Sifresi Çözülüyor!
Sansasyonel kitabin 51. sayfasindan itibaren, "Ilk kez bu kitap
vasitasiyla
kamuoyuna duyurdugumuz sifre" palavrasiyla, tamamen uydurma, yakistirma ve
çocuk oyuncagi türünden islemler basliyor. Yazar ilk olarak Kamer
suresinden ise basliyor, Kamer suresinde aya çikis tarihini ariyor ve tabi
bu büyük sirri buluyor!
Yazarin bu sirlari nasil kesfettigi(!) bakiniz su cümlelerde nasil ifsa
oluyor: "Bu sayi dizileri üzerinde yüzlerce alternatif matematiksel
islemler yaparak bir seyler bulmaya çalisirken..." (s.56) Anlasilan o ki,
bu genç adam, aydan (kamer) bahseden bir surede mutlaka aya iliskin bir
seyler bulurum inanciyla ise koyulmus, sonra surenin mealini bir-iki kez
okuyup, tekrar eden cümlelerdeki ‘1400 senelik büyük sirrin’ ve bu isin
sonundaki "büyük reklam pastasi"nin kendisini bekledigini çakmakta
gecikmemis ve 15-17-22-32-40-51; 16-18-21-30; 37-39 sayilariyla adeta
bogusmus. Mutlaka çok sayida çarpma-toplama-çikartma-bölme islemi yapmis,
aza koymus dolmamis, doluya koymus almamis, hasili ancak bula bula 1423
sayisini bulmus. Fakat, meger ki bu sayi da, aya çikis tarihi olan Hicri
1389 tarihinden 34 yil daha fazlaymis! Mucize olmadi! Fakat ümitsizlige
düsmek Ömer Çelakil’a yarasmaz! Bir düsünsün bakalim, mutlaka bir çare
bulunmalidir: Evet kesfetti Çelakil, hani daha önce, yukaridaki birinci ve
ikinci grup sayilardan birtakim hokus-pokuslarla 51-54-62-73 sayilarini
elde etmisti. Bu sayilarin basamak degerlerini (‘niye’ diye sormayin;
hikmetinden sual olunmaz) toplayip 1423’den çikartirsa iste mucize orada
durmaktadir: 51-54-62-73 sayilarinin basamak degerleri toplami 33 ediyor.
1423-33=1390. Hay Allah, mucize tuttu tutmasina ama, bir yillik (‘az bir’)
farkla. Miladi olarak 1970, hicri olarak 1390 çikti. (s.60) Halbuki
1389/1969 çiksaydi tam isabet olacakti... Ama neyse, yine de mucizedir,
hiç
yoktan iyidir...
Iste Çelakil’in Kamer suresinden çikarttigi "aya gidildigini haber veren
mucize", 1400 senedir kimsenin kesfedemedigi büyük sir...
KUR’AN-I KERIM’IN SIRLARI kitabinda, daha önce dedigimiz gibi, "Kur’an-i
Kerim’in Gerçeklesen Kehanetleri" basligi altinda I. Dünya Savasi (Enfal
suresinden), Helikopterin icadi (Nahl Suresi), Telgrafin bulunusu (Kalem
suresi), Telefonun icadi (Sa’d suresi), Suriye ve Filistin’in fethi (Fetih
suresi), II. Dünya savasi (Ahzap suresi), Rum Devleti’nin yikilisi (Rum
suresi), Otomobilin icadi (Fatir, 27; Sebe, 1-54), Misir’in Fethi (Yusuf,
99) gibi icad, kesif ve hadiseleri, daha dogrusu büyük sirlari
islemektedir!
Buraya kadar olan kisim, kitabin hemen hemen yarisini teskil etmektedir.
Bundan sonraki bölümünde "KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI’NDE GIZLENEN BILIMSEL
VE ASTRONOMIK BILGILER"; "KUR’AN-I KERIM’IN SURE NUMARALARINDAN ÇIKAN
SAYISAL MESAJLAR" VE "KUR’AN-I KERIM’IN 2000’LI YILLARLA ILGILI SIFRELI
MESAJLARI" basligini tasiyan üç bölüm daha bulunmaktadir. Ancak, bu
bölümleri detayli sekilde incelemeyi ne gerekli görüyorum, ne de bir
‘okuyucu’ olarak buna tahammülüm var. Bununla beraber, çok kisa bir iki
garabete daha degindikten sonra bu iskenceye son vermek istiyorum.
Kitabin 178. sayfasinda, Demirin atom numarasi incelenirken bakiniz, 1400
yildir kesfedilmemis olan, büyük sirlar nasil da kesfediliyor: "Felyevme
la
yu’hazu minkum fidyetun" "Hadid suresi’nin bir baska ilginç özelligi de
surenin tam merkezindeki ayetin, demirin kimyasal sembolü olan ‘Fe’
harfleriyle baslamis olmasidir." (s.178) Iste, Kur’an’in sifresi hakkinda
bilimsel bir kitap yazan, 1400 senedir kesfedilmemis büyük sirlari ilk kez
açiklayan bir yazarin bilgi seviyesi... Kur’an’in dilinin arapça oldugunu,
demirin sembol harflerinin latince oldugunu bilmeyecek kadar bilgi
yoksunu,
belki de bildigi halde, kasti mahsusa ile böyle davranan bir sarlatan...
Bilmek zor.
Kur’an Sifreler Kitabi degil, Iman ve Amel Kitabidir
Kur’an, bu kitaplarda ortaya konulan safsatalardan, sinsi tuzaklardan
münezzehtir. Kur’an, Rabbul alemîn’in yeryüzüne müdahalesidir, insani
egitmek, terbiye etmek için gönderdigi buyruklaridir. O bir hayat
projesidir. Kendisi Allah’in bir kulu olan insana, kendisini yoktan var
eden Allah’in, nasil yasayacagini tarif etmek üzere elçisi Muhammed
(s.a.v)
vasitasiyla inzal ettigi bir akide ve amel ilkeleridir. Kitabun mubîn’dir.
Kur’an, yine kendisinin tanimlamasiyla bir urvetül vüskâ’dir. Yani, kopmak
bilmeyen, insanoglunun rahatlikla güvenebilecegi, saptirmasi olmayan,
insana tuzak kurmayan, aldatmayan, kandirmayan, kötü olan hiçbir seyi
tavsiye etmeyen, iyi (salih/hayirli) olan hiçbir seyi yasaklamayan gerçek
bir kurtulus programidir. Peygamberimiz Muhammed (a.s) ise, Kur’an’in, iki
ayagi üzerinde yürüyen hareketli timsalidir.
Kur’an asla bir sirlar kitabi degildir. Sifreler kitabi degildir.
Kur’an’in
bir tane bile ‘sifresi’ bulunmaz. Kur’an’in emir ve yasaklari herkese
açiktir. Herkes açar okur ve anlar. Elbette ‘anlama özrü’ bulunanlar, ya
da
kast-i mahsusa ile Kur’an’i anlamamak isteyenler anlamazlar. Kur’an’in
mevcut kompozisyonuna göre, fatihadan sonraki hemen ilk sayfada, "Iste bu
Kitap; onda hiçbir kusku yoktur!" buyurulmaktadir. Kur’an’i bir sifreler
kitabina dönüstürmek ona kusku düsürmek, süphe sokmak degil midir?
Kur’an’da en az on ayette Kur’an için "Kitabun mübîn" (apaçik kitap)
denmektedir. Bundan daha fazla ayette de Peygamber (a.s) için "Rasulun
mübîn" (apaçik bir elçi) ya da bu mealde bir sifat kullanilmaktadir. Su
halde, "apaçik" bir Kitab’i, kirk dereden kirk su getirerek, kelimelerin
altindan girip üstünden çikarak, en olmadik matematik hesaplari yaparak
ancak çözülebilen bir sifreler kitabi’na dönüstürmek, Kur’an’a hizmet
degildir, olsa olsa ihanettir. Kur’an ancak böyle inkar edilir.
Yasayanlari uyarmasi için Rasulü Muhammed’e Allah’in inzal ettigi kitabi
apaçik degil de kapali/sifreli bir kehanetler kitabi olarak algilamak,
Allah’a yapilabilecek en büyük bir iftiradir. Böyle bir girisimin bence
Ehl-i Salip’in "Allah üçün üçüncüsüdür" sözüyle özetlenen teslis
akidesinden farki yoktur.
Kur’an’in sözde sifrelerini 1400 senedir kimsenin anlamadigini iddia
etmek,bir açidan dogru, bir açidan ise çok ciddi bir ilhaddir. Dogrudur, çünkü
olmayan sifreyi kimsenin, ve bu arada Peygamber (a.s)in anlamasini
beklemek
safdillik olur. Yanlistir (ilhaddir) çünkü, bu sözle verilmek istenen
mesaj, bu birinciden farkli bir seydir. Verilmek istenen mesaj sudur: Bu
Kur’an’i bugüne kadar kimse anlamadi, Peygamber Muhammed (a.s) de dahil!
Kur’an, bilindigi ve iddia edildigi gibi bir vahiy kitabi degildir! Kur’an
hakkinda kesin kanaat sahibi olanlar [‘barbar müslümanlar’!] bilmeliler ki
Kur’an, sifrelerle ancak çözülür. Sifreler çözüldükçe, sizin kara
bildiginiz ak, ak bildikleriniz kara çikacaktir! Bu sifreleri de ancak,
matematik bilen, TÜBITAK ödüllüsü büyük bilim adamlari anlarlar! Öyleyse
ey
‘barbar müslümanlar’! Kur’an kaynakli bütün imaninizdan
kuskulanabilirsiniz!
Mü’minleri Kur’an hakkinda vesveseye sevketmek, kafirlerin en büyük
arzusudur. Bunun için bazi çevreler, bilinçli bir sekilde Kur’an’in Tevrat
ve Incil’le ayni türden bir kitap oldugu kanaatini yaymaya
çalismaktadirlar. Bu cümleden olarak son yillarda Dinler arasi diyalog
faaliyetleri atak üstüne atak yapmaktadir. Bu konsillerde "Üç Büyük Din"
gibi sözlerle, Islam dini, muharref Yahudilik ve Hristiyanlikla ayni
seviyede gösterilmek istenmektedir.
Bugün yeryüzünde, dine dayali bir medeniyet, müslümanca bir toplum
olusturmaya elverisli, daha dogrusu bunu emreden yegane kaynak
Kur’an’dir. Kur’an’i, "radikal Islam", "siyasal Islam" gibi adlarla andiklari
müslümanlarin referansi olmaktan çikartmak, Islam düsmanlarinin en ciddi
projesidir. Zaten Kur’an’da sifre arayan saçi uzun akli kisa körpe
müneccimler, dikkat edilirse, bir kelimeyle bile, Kur’an’in iman ve amel
prensiplerine atifta bulunmamaktadirlar. Kur’an’in nasil bir toplum
olusturmak istedigi, bu kisileri hiç alakadar etmemektedir. Bütün
yaptiklari, tipki Israilogullarinin kurban (inek) kesmemek için Allah’in
emrini sulandirmalari, lafi yokusa sürmeleri gibi çekistirmek, Din’i
zorlastirmak ve kapali hale getirmekten ibarettir.
Kisacasi Kur’an, iman etmeyi ve müslümanca yasamayi gerektiren bir
kitaptir. Kehanet kitabi degildir. Bilakis o, kehanet gibi beseri
sapikliklari ortadan kaldirmak için gelmistir.
Peki bu kitap ne amaçla yazilmistir? Süphesiz kalpleri bilen Allah’dir,
ama
benim galip zannim odur ki, bu kitabi, Ergun Candan ve Sinir Ötesi
Yayinevi(?)nin -varsa- baska yetkilileri, imzasini kullanmak üzere
birilerini aramislar, oltaya Ömer Çelakil adindaki genç bir ögrenci
takilmistir. Çok büyük ihtimalle Ömer Çelakil da ‘ne yaptiginin’ farkinda
olamamistir. Bu kitabin sirf para kazanmak amaciyla yazildigini da
düsünmüyorum. Asil amaç, Kur’an üzerinde tasarlanan bir projeyi
gerçeklestirmektir. Yani birazcik ‘komplocu’ düsünmenin pek bir sakincasi
yoktur...
Sonuç
Ben, "KUR’AN-I KERIM’IN SIFRESI" kitabinin yazarina ve bundan sonra
çikmasi
muhtemel benzeri yayinlarin sahiplerine, Kur’an’dan hareketle küçük bir
hatirlatma yapmak istiyorum, o da sudur: Kur’an, "sarhosken, ne dediginizi
bilinceye kadar namaza yaklasmayin" buyurmaktadir. Namaz kilmak, sonuçta
Kur’an okumaktan gayri bir sey degildir. Öyleyse, insan "ne dedigini
bilinceye kadar" Kur’an okumamali, Kur’an’dan anlamlar, kendince
mucizeler, sirlar, sifreler vs.. çikartmaya yeltenmemeli, hatta Kur’an’a el bile
sürmemelidir... Evet, Kur’an’a abdestsiz el sürülebilir ama, ne dedigini
bilmezken sürülmemelidir. Kisi (buna Zeyd de diyebilirsiniz!) ne zaman ki,
ne dedigini, ne okudugunu bilecek kadar ‘ayik’ bir kafaya sahip olur, o
zaman oturup, kovulmus seytanin serrinden Allah’a siginmali, besmeleyi
okumali, Allah’dan gögsünü açmasini, anlama yetenegini gelistirmesini,
dilindeki baglari çözmesini talep ederek ve Kur’an’i anlamayi, ona
gerçekten iman etmeyi umarak, dileyerek, niyaz ederek Kur’an’i tertil ile
okumaya baslamalidir. Hatirlatalim, bunu yaparken abdest almasi sart
olmadigi gibi, kibleye dönmesi, kafasina bir takke geçirmesi de gerekli
degildir. Hatta masada oturmasi zor geliyorsa, söyle hafiften yan yatarak
da okuyabilir...
Insanlarin çogu, "ne dedigini bilecek kadar" ayik bir kafayla Kur’an
okumadiklari için, her türlü sapik fikri ona dayandirabilmektedirler. Oysa
Kur’an, salim bir akilla ve gerçekten onu anlamak, iman etmek için okuyan
kimselere kendini açacaktir.
Kur’an mü’minlerin imanini artirir, kafirlerin de küfrünü. Kur’an ancak
mü’minler için sifadir. Putperestler için ise, seytanin insani kuskuya
düsürmesi, seytani emellere kapilmasi için kiskirttigi bir vesiledir.
"Kur’an-i Kerim’in Sifresi" kitabini yazanlar, Kur’an’in Rabbi’ne tevbe
borçludurlar.
Dipnotlar
- Ömer Çelakil, Kur’an-i Kerim’in Sifresi, Sinir Ötesi yayinlari,
Ist-2002,
1. Bsk. 341 sayfa.
- Mesela Said Nursi Felak suresinin ilk ayetinin (qul euzü bi-rabbil
felak)
cifr hesabiyla 1352-1354’e tekabül ettigini ve ikinci dünya savasina
delalet ettigini iddia eder. (Sualar, Envar Nesriyat, Ist-1994, s.267);
2/Bakara suresinin 256. ayetinin (Dinde zorlama yoktur) ebced hesabiyla (degeri: 1350) Laik cumhuriyetin kurulusuna isaret ettigini söylemektedir.
(Sualar, s.271) (Bu örnek Said Nursi’nin, laikligi ‘dinde zorlama
yapmamak’
olarak anladigini gösterir!). Bunun gibi yiginlarcasi Risale-i Nurlarda
mevcuttur.
- Ergun Candan, "SON ÜÇ PEYGAMBER" adli diger kitabinda, din bilgisini ele
veriyor. Candan, Merve Kavakçi’nin basörtüsü davasindan rahatsiz oldugunu
gizlemiyor. Candan’a göre, sekil yerine, dinin biraz da "ezoterik-batini"
tarafiyla ugrasilsa iyi olurmus... (s.25) Candan, Seriatin günümüzde
uygulanamayacagi kanaatindedir. (s.236) Bu kisi, bilmedigi sularda kulaç
atmakta, Peygamber ve Kur’an hakkinda gerçekten iftiralar düzmektedir.
Seytan ayetleri masalini isitip, "kamuoyunda dile getirilen ayet" gibi
iddialar ortaya atmaktadir. (s.314-315) Bu konuyu islerken Peygamber
(a.s)i
bir medyum olarak lanse etmekte, seytanin onun zihnine parazit tesirler
kattigini ileri sürmektedir.
SINIR ÖTESI YAYINEVI, baska isimler altinda da yayin yapmaktadir.
Kanaatimce ‘nokta yayinlari’ diye bir yayinevi de ayni sahislara aittir.
Bu
yayinevinin elime geçen tek kitabi "KUR’AN’DA GIZLENEN TARIHLER" adli
kitaptir ve Serkan Tekin adinda birisi yazmis. Fakat gerek yayinevinin
amblem biçimi, gerek iç düzen ve dizgi biçimi, bilhassa sure meallerinin
verilis tarzi, isledigi konular ve ebced hesabina olan vurgusu bu kitabin
ayni kadroya ait oldugunu düsündürmektedir.
Bu kitapta, Kur’an’da gizli olup ilk defa kesfedildigi iddia edilen büyük
sirlara bakiniz:
Ampulün icadi; 5 vitesli otomobilin icadi (Adiyat suresi de gerçekten iyi
seçim!!!); Biçerdöverin icadi (6/141; 2/286); sondajin icadi (2/60);
1969’da aya gidilmesi (Insikak suresi ve Rahman suresi); Israil devletinin
kurulus ve yikilis tarihleri (17/Isra, 104 ve surenin tamami) (Israil
devleti cifr hesabina göre 2008’de yikilacakmis!). Bunlarin disinda
kiyamet
alametleri olarak mehdi, deccal, 2003 savasi gibi sirlar ifsa
edilmektedir.
Son olarak duyuralim ki, Usame bin Ladin 2003 yilinda öldürülecekmis.
www.iktibas.info
|